Liseye Başlayanlara Tavsiyeler-İnsan İlişkileri

Okulların açılmasına çok az bir vakit kalmışken liseye başlayacak kişilerin aklını kurcalayan şeylerden birisi de kendilerinden yaşça büyük insanlarla dolu, yepyeni bir ortama nasıl uyum sağlayacaklarıdır büyük ihtimalle. Ben de bu yazımda, kendi lise maceralarımdan yola çıkarak edindiğim tecrübeleri sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki “lise” denilen yer ne dizilerde, filmlerde izlediğiniz gibi “mükemmel”, ne de bahsedildiği kadar “vasat” bir yer. Tabi ki de gideceğiniz okula göre bu mükemmellik/vasatlık oranı değişebilir fakat genelleme yapacak olursam ikisinin ortasıdır çoğu zaman.

2013 yazına dönersek benim dert edindiğim en büyük şey, kendime bir yer bulamama korkusuydu. Toplumun getirileri doğrultusunda kendimi hep dışlanacakmış gibi hissetmiştim. Çünkü “standartların” dışına çıkan bir kilonuz ve diş telleriniz varsa, derslerde de iyiyseniz kimsenin sizinle arkadaş olmayacağı, olsalar da bu arkadaşlık ilişkilerinin çıkar üzerine kurulu olacağı öğretildi bana toplum tarafından. Fakat şu an geçmişe dönüp baktığımda beni kimsenin dışlamadığını, aksine insanların benimle gerçekten iletişim kurmaya çalışmalarına rağmen benim onlardan kaçtığımı görüyorum. Bunun en büyük nedeni “dışlanma” veya “kendime bir yer bulamama” korkusuydu dediğim gibi. Ama böyle hissetmenize gerek yok. Hiçbir şey internette gördüğünüz caps’ler gibi değil. Oradaki insanlar her ne kadar sizden büyük olsalar da, sizden akıllı veya sizden üstün değiller. Aranızdaki tek fark, yaş. Ki bu da bir noktadan sonra dünya üzerindeki en önemsiz şeylerden birisi oluyor.
Lise öyle bir yer ki, hem hiç kimsenin umurunda değilsiniz, hem de herkes sizin hakkınızda bir fikir sahibi. Siz ne yaparsanız yapın her zaman laf eden kişiler olacaktır. Bu yüzden doğru bildiğiniz şeyi yapmaktan vazgeçmeyin. İnsanların ağzı torba değil ki büzesiniz. Bundan 10 sene sonra geriye dönüp baktığınızda “keşke” mi demek daha iyi olur, yoksa “iyi ki” mi demek?
İnsan ilişkileriniz çevrenizdekilerden iyiyse adınız çıkar, dersleriniz iyiyse inek olursunuz, hocalarınızla aranız iyiyse “yalaka”, okulla pek alakanız yoksa “serseri” olursunuz. Ne yaparsanız yapın bu “jüri üyelerine” yaranamazsınız kısacası. Ama o “jüri üyeleri”nin yargısız infazlarından önce, siz kendinizi yargılayıp, neyi doğru neyi yanlış yaptığınızı görürseniz, işte o zaman lisede geçireceğiniz dört sene, hayatınızın en güzel zamanı olur.

Her tanıştığınız insanla yakın arkadaş olmayın, onlara sırlarınızı anlatmayın. Sonradan başınızın ağrıma ihtimali %1500. Asosyal olun, kimseyle konuşmayın, demiyorum. Aksine, elinizden geldiğince çok kişiyle arkadaş olun, herkese güler yüzlü, sevecen bir şekilde yaklaşın, ama “dost” dediğiniz insanlar bir elin parmaklarını geçmesin. Her şeyde olduğu gibi burada da fazlası zarar, azı yarar.
Kendi kafanızda birisini bulamazsanız üzülmeyin. 9. sınıf herkesin kişiliğinin yeni yeni oturmaya başladığı, ama bir o kadar da hala ergenliğin ilk zamanları gibi olduğu, arafta kalmış bir sene olacak sizin için. İleriki senelerde mutlaka sizin kafanızdan birilerini bulursunuz. Böyle şeyleri zorlamamak ve oluruna bırakmak en iyisi.

9. sınıfsanız, “standart” veya üzerinde bir güzelliğiniz varsa (!) -ki şu güzellik olayının oldukça göreceli bir kavram olduğunu belirtmeden geçmeyeyim, kime göre, neye göre güzelsin? senin güzel olup olmadığına kim karar veriyor?- ve kızsanız üst sınıflardan sizinle “arkadaş” olmaya çalışan çok kişi olacaktır. Bu ilgi sizin egonuzu yükseltmesin çünkü bu oldukça boş bir ilgi bana göre. Hayatım boyunca böyle davranışlar sergileyen insanlardan uzak durmaya çalıştım ve bu her ne kadar çoğu zamanımı yalnız geçirmeme neden olduysa da, çevremde gereksiz insanlar bulunmasını da engelledi.
Lise aşkı denilen şey benim başıma gelmedi ve hiçbir yerim de eksilmedi maşallah. Sevgili bulacağım diye gereksiz ortamlara girmeye, başınıza dert açmaya, arkadaşlarınızla, dostlarınızla aranıza engeller koymaya, derslerinizi aksatmaya gerek yok çünkü ayrılacaksınız. Kıyamet senaryoları yazıyormuşum gibi gözükebilir ama o kadar çok birbirine aşık, asla ayrılmayacaklarına emin olduğum çiftlerin ayrıldığını gördüm ki… Bunun tam tersi bir durum da gerçekleşebilir ama şu ana kadar lisede çıkmaya başlayıp, ayrılmayan bir çift görmedim.
Benden size küçük bir tavsiye: “ruh eşi” denilen kavrama uyan birisiyle tanıştığınızda sevgili olmak yerine yakın arkadaşlar olmanız. Çünkü sizi tamamlayan insanlara pek sık rastlamıyorsunuz ve sevgililer genellikle gelip geçici, dostluklar ise kalıcı oluyor. Böyle birisini emin olun kaybetmek istemezsiniz.

“Liseli oldum, büyüdüm, havalıyım, herkesi döverim, herkesle kavga ederim, sen de kimsin” havalarına girmeyin. Böyle şeylere gerçekten gerek yok. Kimsenin sizinle bir zoru, alıp veremediği yokken sırf can sıkıntısından gidip insanlara bulaşmayın. Sadece lisede değil, hayatınız boyunca yapmayın böyle şeyleri. Dünyamızı zaten kötülük yönetiyor, cehennemi yaşamaya başlıyoruz. Kimseyi huzursuz etmeye hakkınız yok, onların da sizi huzursuz etmeye hakları yok. Anlaşamadığınız konuları “konuşarak” çözün. İnsanız sonuçta, bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özelliğimiz aklımız. Bize verilen bu mucizeyi iyi yönde kullanın. Gereksiz düşmanlıklardan kaçının. İnsanların arkasından konuşmayın, dedikodu yapmayın. Diplomalı ama içi boş insanlardan olmayın.

Öğretmenlerle aranızı iyi tutun ama bunu not için yapmayın. Emin olun ki hak ettiğinizin çok daha fazlasını görüyorsunuz karnede.
Öğretmenlerinizle saygı çerçevesi içerisinde neredeyse her konu hakkında konuşabileceğinizi unutmayın çünkü onlar sizi artık çocuk değil, bir yetişkin olarak görüyorlar. (her ne kadar 9. sınıflar hala az da olsa çocuk kategorisine girse de ilkokulda gördüğünüz muameleyi lisede asla görmeyeceksiniz, bunu hem iyi hem de kötü anlamda düşünebilirsiniz.)
Ailenizle konuşmaya cesaret edemediğiniz konuları, sorunları kendinize yakın gördüğünüz hocalarınızla paylaşın. Mutlaka bir çözüm yolu bulunacaktır. “Benim hakkımda ne düşünürler?” diye kendinizi yiyip bitirmeyin. Aileniz sizi ne olursa olsun kabul edecektir, e okul da ikinci yuva olarak geçtiğine göre öğretmenleriniz de sizi öyle kabul edeceklerdir. Önemli olan şey hatalarınızdan ders çıkarıp onları tekrarlamamanız.
Hocalarınızın verdiği tavsiyelere, 40 dakika boyunca ettiği nasihatlere, çektiği nutuklara ağzınızdan salyalar akarken uyumuyormuş numarası yaparak karşılık vermeyin. Karşınızdaki insanın her gün sizden kaçar tane ile uğraştığını, ve bunu senelerdir neredeyse her gün yaptığını unutmayın. Hocalarınızın ağzından çıkan her söz sizin için yediğiniz yemek kadar değerli olmalı. Onların tavsiyelerini dinleyin, uygulamaya çalışın. Aranızdaki yaş farkı yüzünden “bu ne anlar yeaaa” demeyin, kendinize en büyük kötülüğü yapmış olursunuz.
Hocalarınız da sizlerden bir şeyler öğrenebilir. Bunu yadırgamayın. Hayallerinizi, hedeflerinizi, düşüncelerinizi paylaşın. Sokakta karşılaştığınızda görmezden gelip yolunuza devam etmeyin.
Ayrıca bunları saygı çerçevesi içerisinde yapmayı unutmayın. Her ne kadar her şeyi konuşabileceğiniz, genellikle açık görüşlü ve sizin iyiliğinizi isteyen insanlar olsalar da, onlar öğretmen, sizler de öğrencisiniz.

“Kimse için değişmeyin.” sözüne katılmıyorum. Yanlış davranışlar sergiliyor ve çevrenizdekileri rahatsız ediyorsanız bazı şeyleri değiştirmelisiniz. Bu sizin yanardöner bir kişiliğe sahip olduğunuz anlamına gelmez. Unutmayın ki sizin özgürlüğünüzün bittiği yerde başkalarınki başlıyor. Eğer bazı davranışlarınızla diğerlerinin alanını işgal ediyorsanız, kusura bakmayın, değişim sizin için artık zorunlu bir hale geliyor.

Okulunuzdaki her insanla iyi ilişkiler kurun ve anne babanızın, bu insanlar hakkındaki düşüncelerine kulak verin. Kendi ebeveynlerim açısından konuşmak gerekirse, yanıldıkları bir anı hatırlamıyorum. Her şey kağıt üzerinde yazan sayılardan ibaret değildir ama gereksiz işler müdürü olmak istemiyorsanız derslerinizi ihmal etmeyin. Yardım istemekten, sorunlarınızı paylaşmaktan utanmayın, sıkılmayın, çekinmeyin. Karşınızdakinin de sizin gibi etten ve kemikten oluştuğunu unutmayıp ona göre davranın.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, esenle kalın.