2017 Ağustos Günlüğü

Bu ay ne okudum?
Marslı, Andy Weir
Keşke kitapta geçen tüm terimleri ve betimlemeleri anlayacak kadar zeki ve kültürlü bir birey olsaydım…
Astronomi temalı, her yerinden bilim akan bir kitaptı. Tek kelimeyle bayıldım; ve daha önce okumadığıma kitabın her sayfasında pişman oldum.
Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, Mars’a Ares 3 görevi adı altında giden bir grup astronot, öngöremedikleri bir fırtına yüzünden dünyaya geri dönmek zorunda kalıyorlar. Fırtınanın içinden araca doğru yürürlerken mürettebattan birisi yaralanıyor ve geri kalan astronotlar onun öldüğünü düşünüp dünyaya onsuz dönmek zorunda kalıyorlar. Fakat gerçek tam tersi; Mark Watney bir şekilde hayatta kalıyor ve ilk başta umutsuzluğa düşse de kendini toparlayıp hayatta kalma ve Dünya’ya geri dönme planları yapmaya başlıyor. Bir süre sonra NASA da Mark’ın hayatta kaldığını fark ediyor ve geri dönüş planında ellerinden geldiğince iş birliği yapmaya çalışıyorlar. Ancak bu o kadar da kolay olmuyor, malum, Dünya ve Mars arasında iletişim sağlamaya çalışıyorlar. Karşılarına sürekli engeller çıkıyor ve hem NASA hem de Mark, bu engelleri aşmak için her şeylerini ortaya koyuyorlar.
Ben kitabı birkaç sene sonra tekrar okumayı düşünüyorum, hem astronomi hem de teknoloji konusundaki bilgi birikimim biraz daha artarsa kitabı daha bir zevkle okuyacağım kanısındayım.

Marslı dışında “İki Şehrin Hikayesi”ni okumaya çalıştım ancak şu sıralar beynimin içi o kadar dolu ki okuduğum/yaptığım hiçbir şeye odaklanamıyorum. İki Şehrin Hikayesi, sakin kafayla okuduğumda aşık olacağım bir kitap, bunu ilk 80 küsür sayfasından bile anlayabiliyorum; bu yüzden zorlamayıp başka bir zamana bıraktım.

Bu ay ne izledim?
Marslı
Kitapla paralel gitmeye çalıştıkları apaçık ortada ancak eksik kalan çok şey vardı. Bu konuda hayal kırıklığına uğramadım desem yalan söylemiş olurum. Ancak sırf bu yüzden filmi “çöp” kategorisine sokacak değilim çünkü ortaya konulan emek gerçekten çok büyük. Film izlemeyi çok seven bir insan değilim ancak Marslı beni kalbimden vurdu. Her şey o kadar gerçekçiydi ki…
Yine de izlemeden önce kitabı okumanızı tavsiye ederim çünkü kitaplar her zaman için daha iyidir. 🙂

Bu ay hangi uygulamaları keşfettim?
SNOW
Snow, genellikle Uzak Doğuluların kullandığı bir fotoğraf uygulaması. Snapchat’in daha çok fotoğraf odaklı hali diyebiliriz; ve kesinlikle Snapchat’ten bin kat daha kullanışlı.

Bu ay ne dinledim?
Ağustos ayında keşfettiğim şarkılara 2017 ağustos linkinden ulaşabilirsiniz!

Yazının “eğlence” temalı köşesi bu kadardı. Şimdi de biraz özel hayatımdan bahsetmek istiyorum.
24 Temmuz’da reşit oldum. Hayır, reşit olunca boyum uzamadı ve hayır, sırf reşit oldum diye hayatımda çok büyük somut değişiklikler yaşamadım, ama artık kimsenin sorumluluğu altında olmamak bile başlı başına en büyük değişikliklerden birisi bence.
En basitinden artık devlet dairelerinde mekik dokuma işi bana düştü. Dünyanın en stres dolu ve sıkıcı işleri, evet, ama büyüdüğümü ve artık ebeveynlerimden tamamen ayrılmış bir birey olduğumu hissediyorum. Bu da bana ayrı bir öz güven veriyor.

Üniversite sonuçlarının açıklanmasıyla hayatım hiç beklediğim bir şekilde 180 derece yön değiştirdi. 17 Haziran 4.30’dan beri gerçekleşeceğine %100 emin olduğum senaryo gerçekleşmedi ve ÖSYM Galatasaray’ı kazandığımı söyledi. Kendimi kazanamayacağıma o kadar çok şartlamışım ki, kayıt olmaya gidene kadar bu inanamamazlık durumu sürdü.
11. sınıftan beri istediğim ve uğruna 1.5 senemi harcadığım bölümü ve üniversiteyi kazandım. Yeterince emek verildiğinde başarılmayacak hiçbir hedefin olmadığını tecrübe ettim. 2 senedir süregelen şanssızlığımın kırıldığını hissediyorum artık. Olmama ihtimali yüksek diye hayal kurmayı, hedef koymayı, plan yapmayı bırakmıştım ama şu an 2017’nin geri kalanını planlamış durumdayım. Gerçekleşmemesinden korkmak yerine gerçekleşmesi için çabalıyorum çünkü başka türlü olmuyor; hiçbir şey önümüze hazır olarak gelmiyor. Bir kere denedikten sonra hemen pes etmek de artık bana yakışmıyor, buna inanıyorum.
Okulun başlaması ile yarım bıraktığım İngilizce kursuma devam edip sertifikamı alacağım; ayrıca Ekim ayı içerisinde babamın yanına taşınmış olacağım. Biricik parabataimin de dediği gibi, her şey güzel olacak.
Parabatai demişken, kendisi İstanbul’a geliyor. Şansımın açıldığından bahsederken boş konuşmuyordum. Beş sene içinde yalnızca iki kez buluşabilmiştik ancak iki hafta sonra istediğimiz her an birbirimizi görebileceğiz, söylerken bile mutlu oluyorum.
En yakın arkadaşlarımdan biri İzmir’e, diğeri Kayseri’ye gidiyor, ki bu durum kalbimi kırıyor ancak bunun ikisi için de en iyisi olduğuna dair inancım tam. Hem Skype ve Facetime ne güne duruyor değil mi? Ayrıca İstanbul’da olsalardı bile çok sık görüşemezdik çünkü hepimiz okulla ve kendi hayatlarımızla çok meşgul olurduk, ve hayır şu an kendimi teselli etmiyorum…
Eylül günlüğünde görüşmek üzere, au revoir!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir