2017 Eylül Günlüğü

Bu ay ne okudum?
Tesirsiz Parçalar, Ali Lidar
Twitter çıkışlı kitaplar gibiydi, okurken resmen acılar içinde kıvrandım. Sevdiğim bir veya iki şiiri, yine bir veya iki denemesi vardı sadece. Almayın. Okumayın.

Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız
Bu tarz tarih temalı romanları normalde pek sevmem, ancak Ruh Adam’a bayıldım. Ayrıca içeriği bana göre oldukça felsefi ve psikolojikti. Psikolojik demişken, bu türde yazılan kitapları okumak bana ayrı bir zevk verir; Ruh Adam ise bu zevkin doruk noktasını yaşattı desem yeridir. Kitapta, Hüseyin Nihal Atsız’ın eleştirildiği ideolojik yönüne çok rastlamadım. Kadınlar üzerine karakterler aracılığıyla yazdıkları beni aşırı derecede rahatsız etti. Kitabın sevmediğim tek tarafı buydu. Ayrıca savaş ve askerlik konusundaki düşüncelerimiz de pek uyuşmuyor ancak rahatsız edici bir boyutta değil; olaya sadece fikir ayrılığı olarak bakıyorum.
Alın. Okuyun. Acilen.

Bu ay ne izledim?
Dağ 1&2 (Alper Çağlar)
Tavsiye üzerine izlediğim bu filmlere ba yıl dım. Ben ki film izlememek için kırk takla atan insan, bir günde ikisini de izledim ve hayran kaldım. Film süresince yapılan göndermeler, konunun işleniş şekli vs, her şeyiyle mükemmeldi. Aksiyon&savaş filmlerini seviyorsanız öneririm. Ayrıca Alper Çağlar “Börü” adında bir dizi çekmeye başlamış, sabırsızlıkla bekliyorum!
Benim için “Cehennem Melekleri” serisi bu türün efsaneleri arasında olsa da ikinci sıraya Dağ’ı gönül rahatlığıyla koyuyorum 🙂

Shameless
Yine tavsiye üzerine Shameless’a başladım ama uzun bir süre devamını getiremedim. Çok fazla bilinen ve herkesin ağzına tabiri caizse “sakız” olmuş dizilerden/filmlerden/kitaplardan zevk alamıyorum. Sırf bu yüzden Sherlock’un son sezonunu yüzyıllardır izleyemiyorum. :((

Suikastçı/American Assassin (Michael Cuesta)
En yakın arkadaşımla izlediğim bir filmin kötü geçmesinin imkanı yoktu, ancak her şeyi bir kenara koyup baktığımızda bile film başlı başına çok güzel. Mükemmel demiyorum, arkadaşımla rahatsız olduğumuz bazı hassas noktalar vardı -Türklerin, daha doğrusu Müslümanların terörist olarak gösterilmesi gibi-. Fakat filmin kendine özgü olumlu yanları da yok değildi. Oyuncuların, bulundukları ülkenin dilinde konuşmaları hoşuma gitti, her ne kadar Dylan O’brien “sür” (Bildiğimiz Türkçe bir kelime, “Yönetip yürütmek” anlamındaki “sürmek” mastarının emir çekimli hali) derken ben “sir” (İngilizce bir kelime, beyefendi, bayım, efendim gibi anlamları var; “sör” diye okunur) diyor sansam da…

Bu ay hangi uygulamaları keşfettim?
Zenly
Şehir dışında okuyan arkadaşlarınızı anı anına takip etmek istiyorsanız yükleyin arkadaşlar, daha da bir şey demiyorum. 🙂

Buluttan
Facebook üzerinden de takip ettiğim, hava durumu tahminleri yapan “Buluttan Bildiriyor” sayfasının sahibinin kurduğu bir uygulama. Hazır havalar da soğumaya başlamışken yüklemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Phonto
iOS11 ile ortadan kalkan “soluk efekt” herkesi ziyadesiyle üzdü. Bu uygulamada aynı efekti “Fade” adı altına bulabilirsiniz.

Bu ay ne dinledim?
Bu ay en çok dinlediğim şarkılara buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca dinlediğim Türkçe şarkılarla oluşturmaya başladığım “bir adın kalmalı geriye,” adlı şarkı listesine de bakmanızı öneririm.

Bu ay Oscar and the Wolf’un yeni albümü çıktı. Şarkıların hepsi birbirinden güzel ancak benim en çok sevdiğim “Queen” oldu. Nedenini tahmin etmek çok da zor olmasa gerek. 🙂 İstanbul’da konser vermelerini sabırsızlıkla bekliyorum. Geçtiğimiz konserlerine, konserde tek olacağım için gitmemiştim ancak bu yeni şarkılarıyla gönlümü bir kez daha öyle bir çeldiler ki tek gitmek umurumda değil. Tabii benimle gelmek isterseniz tekliflerinize açığım:)))

Albümün tarzı tipik bir Oscar and the Wolf müziği; ancak aynı zamanda çok farklı da. Eskiden daha ağır melankolik şarkılar yaparken şimdi ağırlık müziğe, özellikle ritme verilmiş.

Bu ayın 25’inde okulum başladı. Ayrıca bir yazı yazacağım ancak kısaca bahsetmek gerekirse, oryantasyon gününde dersler başladı ve hazırlık e sınıfı olarak 4 saat ders işledik. Lisede GSÜ’nün hazırlığının ağır olduğunu İngilizce hocamdan öğrenmiştim ancak itiraf etmek gerekirse bu kadarını beklemiyordum. Maalesef ki vaktimin çoğu yollarda geçiyor, kalan vaktimi ders çalışmaya ayırıyorum ancak bu sefer de uykumdan kısmak zorunda kalıyorum. Yakın zamanda çözüme kavuşturmaya çalıştığım bir konu kendisi ancak zaman gösterecek.
11. sınıf dışında lise hayatımın hiçbir senesinde okula isteyerek gitmemiştim, ancak şu an çektiğim tüm zorluklara rağmen okulun kapısından içeri adımımı attığım anda dünyanın en mutlu insanı haline geliyorum. 6 sene çoğu zaman gözümde büyüyor ancak gün geçtikçe bu süre beni daha az rahatsız etmeye başladı.
Dediğim gibi okulla ilgili bir yazı yazacağım, aklımda bölümlere (fm, tm, ts, dil) dair yazılar yazmak gibi bir fikir de var. Vaktim oldukça hepsini halletmeye çalışacağım. Beklemede kalın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir