2017 Kasım Günlüğü

Bu ay ne okudum?
Ölüm Emri, James Dashner
Bu seriyi Ekim ayında bitirmeyi kafama koymuştum ancak taşındığım için ne ders çalışmaya ne de kitap okumaya vakit bulabildim. Diğer kitaplara göre hiç sarmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Yazılmak için yazılmış gibi geldi ancak olay kurgusu hakkında daha çok şey öğrenmek ve okumak güzeldi. Elinizde varsa okuyun ama ayrıca satın almaya gerek yok bence. Buna vereceğiniz parayla çok daha güzel kitaplar alıp okuyabilirsiniz.

Günaydın Şiir, Fikret Kuşçuoğlu
Kitapta çok farklı türde yazılmış şiirler mevcuttu, bu yüzden genel olarak bir yorum yapamayacağım. İçerisinde hiç sevmediğim, toplumcu anlayışla yazılan şiirler de vardı, bayılarak okuduğum lirik şiirler de. Ancak “kesinlikle okuyun!!!” diyemeyeceğim maalesef.
“Herkes koşuyor sevdiğine, bir sen gelmiyorsun
Bir sen bilmiyorsun, darmadağın halimi
Bir sen görmüyorsun” (Bir Rüzgar Eser)
“Koskoca İstanbul’da, bir başıma kalmışım” (Her Saat)

Hipnozcu, Richard Bach
Richard Bach, şu hayatta tüm mal varlığımı kitaplarına yatırabileceğim sayılı yazarlardan. Martı’yı okuduysanız kalemine aşinasınızdır. Felsefi konuları; insanı bir an bile sıkmadan, ufku alabildiğine genişleterek ve insanda bir şeyleri sorgulama ihtiyacı hissettirerek mükemmel bir şekilde işliyor.
Hipnozcu’da da durum farklı değildi. İhtimaller, kabullendiğimiz ve reddettiğimiz önermeler, çevremizdeki evreni aldığımız kararlarla bizim yarattığımız ve buna benzer konular yer almıştı.
Martı Jonathan Livingston ve Mavi Tüy: Gönülsüz Bir Mesihin Serüvenleri gibi Hipnozcu da favori kitaplarım arasında ilk sıralara yerleşti.

Yaz Kılıcı, Rick Riordan
Aslında Thor’un Çekici’ne, yani serinin ikinci kitabına başlayacaktım ancak ilk kitabı okuyalı 1.5 sene oldu ve ben olaylardan hiçbirini hatırlayamadım. Bu yüzden tekrar okuyayım dedim ve gerçekten, ufak tefek şeyler dışında hiçbir şeyi hatırlamıyorum…
Klasik bir Rick Riordan kitabı. Komik, aksiyonlu, komik, komik, ve aksiyonlu.
Fazla Türkçeleştirilen çeviri kitapları sevmem ancak Rick Riordan kitapları bu çevirileri ziyadesiyle kaldırıyor. Çevirmen ve editör gerçekten mükemmel bir iş çıkarmışlar. Türkçe esprileri kitaba serpiştirme konusunda alkışı hak ediyorlar, umarım diğer kitaplarda çevirmen&editör ikilisi değişmez de kitapları Cehennem Makineleri serisinde olduğu gibi sinir krizleri geçirerek okumayız…

Ayrıca, üzgünüm, size layık bir edebiyat öğrencisi olamadım, 18 yaşında HALA fantastik kitap okuyorum. Üniversite yerine anaokuluna başladım sanki…

Milk and Honey, Rupi Kaur
Kitabı rastgele gördüğüm bir alıntı sayesinde yıllardır okumak istiyordum. (“the thing about writing is i can’t tell if it’s healing or destroying me.”)
Bildiğim kadarıyla Pegasus yayınları kitabı çevirmiş ancak ben Pegasus’a o kadar para vermeyeceğim ve İngilizcesi varken Türkçeye çevrilmiş halini okumayacağım için telefonuma PDF olarak indirdim ve öyle okudum. Dili zor değil, arada bir sözlüğe bakma ihtiyacı duyuyor insan ancak on sayfada bir kelime falan…
Eskisine nazaran şiir kitaplarına daha çok yer verdiğim şu dönemde böyle bir şiir kitabıyla karşılaşmak çok iyi oldu. Şiddetle tavsiye ederim.
“he placed his hands
on my mind
before reaching
for my waist
my hips
or my lips
he didn’t call me
beautiful first
he called me
exquisite”

Müzik köşesi
Yüzyüzeyken Konuşuruz Konseri, IF Performance Beşiktaş
En yakın arkadaşımla birlikte gittiğim ilk konser unvanını aldı. Eve ulaşım problemim yüzünden erken çıkmak zorunda kalsam da çoğu yönüyle mükemmeldi. Canlı izlenmesi gereken bir grup. Bunu her müzisyen, her grup için demem ancak konser performansları stüdyo kayıtlarından daha iyi olan nadir gruplardan biri Yüzyüzeyken Konuşuruz.
Lisede müzik öğretmenim sayesinde dinlemeye başlamıştım, bu vesileyle buradan kendisine bir kez daha teşekkür ederim beni Türk müziğinin bu yönüyle de tanıştırdığı için.
Bir kez daha konser yapsalar da gitsem:(((
“yoktu hiçbir beklentim
zaten olsaydı bile
ne farkeder”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir