"Enter"a basıp içeriğe geçin

2018 Mart Günlüğü

Bu ay ne okudum?
Y’ol, Birhan Keskin
Birhan Keskin’den okuduğum ikinci şiir kitabı. İlk okuduğum Ba kadar çok sevememekle birlikte yine de güzel bir şiir kitabıydı. “Bir nefeslik can kalsaydı sana üflerdim canımdan”
Goodreads’te denk geldiğim bu yorumu da sizlerle paylaşmak isterim:
“uzun bir şiir olmasına rağmen “taş parçaları”nın her bir parçası bütünü harikulade bir şekilde tamamlıyor. kitaptaki her şiir ve her bölüm kendi başına ele alınabilecek olsa da, hepsinde “y’ol” teması kendisini gösteriyor. kitabın geneline hâkim bu bütünlük, kitabı daha da nitelikli kılıyor.

kitabın ilk bölümü “taş parçaları” sanki bir yolda ilerlerken topladığımız veya bıraktığımız taşlar gibi. kitabın ikinci bölümündeki şiirlerde ise “durmak” mevzubahis. evet, yol, yeri gelince durmayı da içerir.

her zamanki gibi, birhan keskin’in ince ruhundan ince ince elenerek şiir olarak kâğıda dökülen sözcükler.”
Yorumun linkine de buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Değirmen, Sabahattin Ali
Sabahattin Ali’den okuduğum 4. kitap. Öykü okumayı çok seven biri olarak bunları daha önce okumadığım için pişmanım ama ne derler, geç olsun güç olmasın.
Bir sürü öykü olduğu için genel bir yorum yapamayacağım lakin ısrarla tavsiye ederim. Benim favori öyküm “Kırlangıçlar” oldu. Aklıma öyle bir kazındı ki…
Beyaz Diş gibi hayvanlar üzerinden insanlara gönderme yapılıyor gibi geldi bana lakin iş edebiyat olunca her şey mümkün. Bölüm dersi hocama kendi hocasının da dediği gibi “Atom parçalamıyoruz burada, edebiyat yapıyoruz. Bir sürü farklı fikir olabilir.”

Beyaz Diş, Jack London
Jack London’la geç tanışmış olmanın getirdiği hüzün, Vahşetin Çağrısını okuduktan sonra Beyaz Diş’i bu kadar ertelemenin verdiği pişmanlık… Şaheser niteliğinde bir kitaptı bence. Olayları aynı anda hem hayvanların hem de insanların gözünden hem de dışarıdan tecrübe etmek, bu esnada hayvanların duygu ve düşüncelerine gayet objektif ve realist bir şekilde tanık olmak, geçmiş zamanlara ait kitapları okurken hep bir hüzünlü nostaljik havada olmam, hiç yaşamadığım o yıllara ait özlem… Hepsi bu kitapta toplanmıştı ve ben her ne kadar 8 günde okumuş olsam da kitabı elime aldığım her seferinde içim tarif edilemez bir zevkle doldu. Soğuk diyarların betimlenişi, her olayın birbiriyle bağlantısı olması ve konunun akıp gitmesi muhteşemdi. Şimdiye kadar “favorim” dediğim tüm kitapları bir kenara attırdı.
Beyaz Diş’le bu kadar bağ kuracağımı hiç düşünmezdim lakin kendisi en sevdiğim kitap karakteri oldu 🙂
Ayrıca bana öyle geliyor ki hayvan-insan ilişkisi üzerine kurulmuş bu romanda alttan alta bir sosyal eleştiri de vardı. Sanırsam derinlerde bir yerde insan-insan ilişkisi anlatılıyordu. Yanlış anlamış da olabilirim lakin kitabın başlarından sonuna kadar bu düşünce beni sımsıkı sardı, hep bunu düşünerek okudum. Sizler okuduysanız bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

L’Étranger, Albert Camus
Yarıyıl tatili için verilen ödevde Albert Camus’nün (KAMÜ) Yabancısını orijinal dilinde okudum ama son bölümlerini yetiştiremedim. Sonrasında okumak için kendimi zorlasam da L’Etranger tükenmişliği yaşadım uzunca bir süre. Bitiririm diye de günlüklerime eklemedim lakin okuyamadım, okuyamıyorum. Kitap muazzam, diyebileceğim tek bir kötü kelime bile yok. Camus’den de Yabancı’dan da soğumamak için yarım bırakıyorum ve ilerde hem Türkçesini hem de Fransızcasını tekrardan okumayı temenni ediyorum.

Kalbim Unut Bu Şiiri, Ahmet Telli
Şiire siyasetin ve ideolojinin girmemesi gerektiğini düşünür ve bu fikrimin sonuna kadar arkasında dururdum, ta ki bu şiir kitabına kadar.
Nejat İşler’in seslendirdiği “Çocuksun Sen” şiirinden sonra Ahmet Telli zaten kalbimin bir köşesine tahtını kurmuştu. Şimdiyse bir farklı seviyorum kendisini.
Kalbim Unut Bu Şiiri sonlara doğru beni kendinden uzaklaştırsa da genel olarak sevdiğim ve şiirlerin içine girebildiğim bir kitaptı. Diyebileceğim başka bir şey de yok sanırsam.
“İçimde bir fil sezgisi, kopup gitmeliyim”

Aforizmalar, Franz Kafka
Kafka’yla tanışmak için hiç doğru bir seçim değilmiş. Okuduğum için pişman değilim ama okuduğum ilk Kafka kitabı olduğu için aşırı pişmanım.

Gölgelerin Lordu, Cassandra Clare
Kitabı kısaca özetleyin deseniz şunları derdim: Fantastik kitap yazarı olmak isteyen, yazma yeteneğine sahip yeni yetme bir ergen kızın elinden çıkan bir Wattpad kitabı.
Cassandra’nın bize acı çektirmesine alışalı seneler oldu. Gölge Avcıları hayatımda özel bir yere sahip, zira okuduğum ilk fantastik serilerden ve bu türü bu kadar sevmemin en büyük nedenlerinden biri.
ANCAK, Karanlık Sanatlar bir fikir olarak kulağa hoş gelmesine rağmen pratikte rezalet ötesi bir seri. Geceyarısı Leydisi’nde başlayan bir saçmalık silsilesi aldı başını gidiyor. Cassandra’nın kitaplarını okurken üç saniyede bir birilerinin ölmesine alışığız ancak şimdiye kadar ölümlerin mantıklı bir açıklaması ve bir nedeni olurdu. Bu kitapta yaşanan 4 ölümden sadece 1’i mantıklıydı. SADECE 1. Ayrıca aşk üçgenleri, dörtgenleri, beşgenleri canımı o kadar sıktı ki kusma noktasına geldim sonunda. Serinin 3. kitabı olan Queen of Air and Darkness’ı sabırsızlıkla ve merakla bekliyorum ancak bu, serinin güzel ve başarılı olduğu anlamına ASLA gelmiyor. Benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. İşler o kadar sarpa sardı ki, nasıl düzeleceklerini merak ediyorum sadece.
Fantastik kitaplara romantizmin karıştırılmasını hiç doğru bulmuyorum ve sırf bir çift birlikte olacak diye senelerden beri hüküm süren bir geleneğin ortadan kaldırılması fikri de hiç hoş değil. Bence Cassandra’nın da kafası karışık çünkü seride en az bir karakterin tutarlı davranışlar sergilememesi gerekirdi, değil mi? Ama burada herkes sorunluymuş gibi davranıyor ve tekrardan söylüyorum: bıktım.
Blackthorn ailesi daha fazla acı çekmesin diye change.org’da kampanya başlatacağım en sonunda. Şu saatten sonra en sevmediğim yazarlardan birisin Cassandra.

Bu ay ne izledim?
The End of the F***ing World
İlk başta Skins’e benzetip korktuğum ve çekindiğim, sonrasındaysa aşık olduğum İngiliz yapımı bir gençlik dizisi. Konusundan nasıl bahsedebilirim bilemiyorum lakin basitçe özetlersek iki ergenin birbiriyle tanışması; çocuğun, babasının arabasını çalıp kızla birlikte yolculuğa çıkması; yolculuk sırasında gelişen olaylar ve silah sesiyle biten bir dizi. 2. sezon olacakmış diye biliyorum, ki bence olmak ZORUNDA çünkü öyle bir sonla bitiremezler, bitirmemeliler…
James’e aşığım, oyuncunun kendisine de aşığım lakin James’e daha çok aşığım. Alyssa’yı 3 dakikalığına sevdim, geri kalan tüm sürede nefret ettim. Aşırı itici bir karakter ve her şeyin suçlusu da o bence. Bilmiyorum, kadın karakterleri bu kadar sinir bozucu yapmaktan vazgeçmeliler.
Ayrıca aile kavramının çocuklar üzerindeki etkilerinin de gayet gerçekçi ve etkili bir şekilde işlendiği ve bizlere yansıtıldığı bir diziydi. Tavsiye ederim.

Börü, Alper Çağlar
Bu dizi hakkında yorum yapamayacağım. Star TV’nin internet sitesinden dizi hakkındaki bilgilere ulaşabilirsiniz ama şunu söylemeliyim ki, izlenmeli.

Demain, Mélanie Laurent, Cyril Dion
Mart ayının son cuması ve Partiel 3’dan önceki son okul günü olan 30 Mart’ta Cep Sinemasında izledik. 6. modülün temalarından biri olan çevreyle ilgili belgesel tarzında bir filmdi. Yarısı İngilizce yarısı Fransızcaydı bu yüzden geçmişte izlediğimiz filmlere göre her şeyi daha çok anladım ama bir ara İngilizce konuşmaları Fransızca alt yazıdan takip etmek zorunda kaldım çünkü -asla ırkçı bir tavır ortaya koymak istemem lakin Hintlilerin konuştuğu İngilizceden gram kelime anlamıyorum. Belki İngilizceden bu kadar uzak kaldığım için eskiden olduğu gibi rahat değilimdir bu konuda, bilemiyorum ama benim için işkenceden farksızdı. Almanca ve Çince de bana çok irite eden bir dil gibi gelir, kulağımı tırmalar, rahatsız eder; burada da aynı hesap.
Filmin Türkçe alt yazısı var mı bilmiyorum lakin ne yapıp edip izlemeniz gerektiği kanısındayım. Çevre hakkında bir sürü film çekiliyor ama çoğu -en azından benim denk geldiklerim- bir felaket senaryosu çerçevesinde işleniyor. Demain’da ise (film Türkçeye çevrildi mi, çevrildiyse de nasıl çevrildi bilmiyorum lakin demain = yarın demek) bunun tam aksi bir bakış açısı hakimdi. Dünyaya verdiğimiz zararı yine bizim telafi edebileceğimizi ve bunu yapmak için hala vaktimiz olduğunu, bu yolda ne gibi adımlarla ilerlememiz gerektiğini gayet gerçekçi ve fikri destekleyen bir şekilde işlemişlerdi. Film izlemeyi sevmem, hayatımda yer eden film sayısı azdır ve eğer bir filmi beğenmediysem hafızamdan direkt silinir; ama Demain’ı hayatımın sonuna kadar hatırlayacağım muhtemelen.
Son olarak, bana düşüncelerimde ve davranışlarımda doğru bir yol izlediğimi bir kez daha hatırlattı. Artık çevreyle ilgili konularda düşüncelerimi “sırf insanlarla boşuna polemiğe girmemek için” kendime saklamaktan vazgeçtim. İZLENMELİ.

Youtube köşesi
“Feminizm” ve “feminist” sözcükleriyle ilgili düşüncelerimin değiştiği şu son dönemlerde en sevdiğim youtuberın da benimle aynı düşünceleri paylaşıyor olduğunu öğrendim. Sözcüklere dökemediğim her şeyi anlatmış, ne eksik ne fazla. 16. dakikadan sonrasını mutlaka izleyin. “Ben kendime feminist demiyorum ama hala kadın haklarını savunurum…” Şubat || Saç Bakım Rutinim, Feminizm Videolarımı Neden Kaldırdım? ve daha fazlası
Bu videoda da bir sürü önemli konuya değinmiş kendisi, dinlemenizi tavsiye ederim. Neden hep yalnızım? Ailemden ayrı mı yaşıyorum? Markam & Daha Fazlası
Bir fincan kahve daha, ben gitmeden
How I stay focused – 10 tips for focusing | studytee
MINIMALIST HOUSE TOUR 2: Japan
4 FARKLI DİLDEN FİLM VE KARAKTER İSİMLERİNİ OKUDUK | 3 Yabancı 1 Urfalı
10 ORGANIZATION HABITS » how to be more efficient
Mistakes I Made in My 20’s | Storytime (ft. Jenny Mustard)
SEVMEDİĞİN İŞTE ÇALIŞMA
Oksijen Nasıl Olur da Besinlerimize Zarar Verir?
Vegan Confession: Why I’m Happy I Ate Meat
ATATÜRK NEDEN BAŞARILI OLDU? ARKASINDAKİ 6 GÜÇ NEYDİ?
WATCH US DANCE! CAMBRIDGE UNIVERSITY STUDENTS DANCE PERFORMANCES
Bir İnsanın Sizi Sevdiğini Burdan Anlarsınız ! – Hikmet Anıl Öztekin
Sevmek ne Demek ? – Hikmet Anıl Öztekin
What Islam really says about women | Alaa Murabit
How to Pronounce 10 Difficult Words | British English Pronunciation
Mom comes face-to-face with her son’s killer in court
3 YABANCI NEDEN TÜRKİYE’Yİ SEÇTİ? | 3 Yabancı 1 Urfalı
3 Yabancı 1 Urfalı – Affet | 4 Farklı Millet, Tek Ses Olduk! Müslüm Gürses’in anısına… 3 Mart
Başarılı olmak için öğrenmemiz gereken en önemli kelime nedir?
WHY I DON’T ENJOY LABS | BUSY SCIENCE STUDENT DAY IN THE LIFE AT UNI
Hardest Language to Learn
Hayatımı Değiştiren 8 Kitap, Part 1
70 People Try 70 Tongue-Twisters From 70 Countries | Condé Nast Traveler
English
French
Japanese
Spanish
Tokat Gibi 5 Film Önerisi
Meat Eater Breaks Down After Seeing the Truth
KENDİNİ BULMANIN 5 YOLU | KENDİNİ TANI
İkiye On Kala – İyi Ve Güzel Kadınlar Hep Ağlar
NEDEN EVLENDİM | NİKAH GÜNÜM
4 DİLDEN HAYVAN SESLERİ VE JESTLER | 3 Yabancı 1 Urfalı #5
Kimdi bu Stephen Hawking?
Choi Ailesi – Choi Family Ep.12 – Korean Spa
ÜNİVERSİTEYE YENİ BAŞLAYANLARA 12 TAVSİYE
DISS atmanın ne demek olduğunu nihayet öğrendim!
HOW TO SOUND FRENCH WHEN YOU SPEAK FRENCH
çok koştum, yoruldum, şimdi yürüme vakti.
Barış Özcan & Şanışer – Korkudan
PLANLI OLMA, TEKRAR ET | Hayat Değiştiren Rutinler
Will We Ever See a Vegan World?
5 STEPS TO CLEAR SKIN FOREVER!
How I manage my time ⏰ 10 tips for time management | studytee
KÖTÜ GEÇEN GÜNÜ NASIL ATLATIRIZ?
5 Seconds Of Summer – Want You Back (Official Video)
HAYIR DİYEBİLMEK
Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald – Official Teaser Trailer
Ciao Bella – La Casa de Papel version (Acoustic cover) – Onur Erdoğan
ERKEK ROLLERİ – PRENSLER
JAPONLAR NEDEN TUHAF?
Why Not?

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir