"Enter"a basıp içeriğe geçin

2018 Mayıs Günlüğü

Bu ay ne okudum?

Gölge Şehir (Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları II), Ransom Riggs
Yazarın kalemi ilk kitaba göre belirgin derecede gelişmişti ve olaylar daha akıcıydı. Karakterler de seri boyunca gelişme gösterdiler ama bu konuda bazı şeylerin hala eksik kaldığını hissediyorum. Emma beni sinir etmeye devam etti ve buna Enoch da eklendi. Bu iki karakter seride en sevmediğim tuhaflardan maalesef ki…
Bunu bu blogda kaç kez yazdım bilmiyorum ama fantastik serilere romantizmin bulaştırılması beni en çok rahatsız eden şeylerden birisi. Jacob’ın tuhaflarla kalma nedeni çok sıradan. Emma ile dedesinin geçmişi ve kendisiyle arasındaki yaş farkı da göz önünde bulundurulduğunda kitap biraz saçma bir yere doğru yol alıyor.
Dediğim gibi olaylar daha akıcıydı lakin kitabın sonunda her şey çok hızlı gelişti. Yeterince açıklama yapılmadan olaylar ve kitap hemen bitsin diye yazılmış gibi geldi. Mesela Harry Potter’da veya Gölge Avcıları’nda sık gördüğümüz gibi olayların akümüle olarak sonuca bağlanmaları özelliği burada bence pek yoktu, veya yazar tarafından iyi bir şekilde işlenememişti.
Bu kitaba da 4/5 verdim ama ilk kitaptan daha iyi olduğunu tekrar belirtmek isterim. Her iki kitap da ne 5 verilecek kadar iyi ne de 3 verilecek kadar fazla eksikti.
Gerçekten sevdiğim ve farklı fantastik konulu kitaplar okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim bir seri.

Belki Yine Gelirim, Ahmet Telli
Kalbim Unut Bu Şiiri ile karşılaştırırsam Belki Yine Gelirim’i daha yoğun ve daha kapalı buldum. Bana hitap eden bir şiir kitabı değildi ama içerisinde çok güzel şiirler ve muazzam dizeler de bulunuyordu, sadece genel olarak baktığımızda pek anlamlandıramadım. Bu benden kaynaklanıyor da olabilir, ama Ahmet Telli okumak isterseniz Kalbim Unut Bu Şiiri ile başlamanızı öneririm.

Ruhlar Kütüphanesi (Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları III), Ransom Riggs
Ruhlar Kütüphanesi çok büyük bir hayal kırıklığıydı benim için. Orijinallik konusunda zirveye oynayan bir konu ancak bu kadar berbat edilebilirdi. Hiç sevmedim. Goodreads’te 2/5 verdim zaten.
Sonunun güzel bitmesi için tesadüf üstüne tesadüf yaşandı; bir anda sadece bir cümleyle açıklanan güçlere veya fikirlere sahip olundu; gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylar geriye dönük tek cümlelerle özetlendi…
Üstüne üstlük çoğu zaman “Ben şu an fantastik bir kitap mı okuyorum yoksa romantik mi?” diye düşünme gereği duydum çünkü Jacob ve Emma… Bir kere aralarındaki yaş farkı her şeyi mantıksız kılıyor. Hangi kafayla aralarında böyle bir ilişki kuruldu?
Bence seriyi okumanıza gerek yok, hiçbir şey kaybetmezsiniz emin olun. Bu seriyle ilgili önemsediğim üç şey var:
Millard, Hugh ve konuya yazık olması.

Tuhaf Masallar, Ransom Riggs
Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları serisinin yan kitabıydı. Ben biraz Harry Potter’ın yan kitaplarından biri olan “Ozan Beedle’ın Hikayeleri”ne benzettim. Bu benzerlik “özentilik” çerçevesinde yapılmış değildi, bence, ve genel hikayeyi destekleyen ve geçmiş dönemlere ait tuhafların hayatlarına ışık tutan öykülerle doluydu. Ben serinin kendisinden daha başarılı buldum ve daha zevk alarak okudum, bu yüzden de goodreads’te 4/5 puan verdim.
Bu seri hakkında son kez konuşuyorum, demek isterdim ama bu sene sonunda 4. kitap çıkacakmış. Eğer kitap Emma ve Jacob’ın ilişkisi üzerine kurulu olursa okuyacağımı hiç zannetmiyorum ama bunun dışında her durumda okurum muhtemelen.

Virginia Woolf’tan Yazarlık Dersleri, Danell Jones
Kitabın ismine bakıp Virginia Woolf tarafından yazıldığını düşünmeyin sakın, çünkü kitap Danell Jones isimli bir yazar tarafından Virginia Woolf’un hayatı boyunca yazdığı kitaplardan, makalelerden, mektuplardan ve yaptığı konuşmalardan ilham alınarak ve bunlar kullanılarak (ki zaten kitabın temeli bunlar üzerine kurulu) yazılmış.
Virginia Woolf tarafından yazma üzerine (gerçekte var olmayan) 7 adet ders veriliyor. Kurgu bir kitap oluşu sizde önyargıya sebep olmasın çünkü Virginia Woolf’un ağzından çıkan her sözün kaynakçasına ulaşıp teyit edebiliyorsunuz.
Kitapta her “dersin” sonunda o konuyla ilgili birkaç tane alıştırma var. Bana, verilen fikirler çok orijinal ve faydalı geldi. Okulum henüz bitmediği için alıştırmaları yapmaya koyulmadım çünkü tam odaklı bir şekilde başlamak istiyorum.
Düşünce yapısına hayran olduğum bir yazardan ders alıyormuş gibi hissetmeme sebep olduğu ve bu kitap sayesinde bana yazmayla ilgili bir sürü şey öğrettiği için Jones’a ve tabii ki de Virginia Woolf’a ne kadar teşekkür etsem az. Yazmayı sevenlerin ve yazma işinin hayatlarında büyük bir yer kaplayan herkesin okumasını ısrarla tavsiye ederim.

Bu ay ne izledim?

Avengers: Infinity War, Anthony Russo, Joe Russo
Öncelikle süper kahramanların dünyası hakkında çok az bir bilgim olduğunu belirtmek isterim. Kahramanların ne bireysel filmlerinin ne de toplu filmlerinin tamamını izledim. Zaten çok az film izleyen birisi olduğumdan dolayı tercihlerimi genelde “normal insanların oynadığı” aksiyon filmlerinden veya okuduğum kitaplardan uyarlanan filmlerden yana kullanmayı tercih ediyorum. Bu sebepten dolayı da ayrıntılı bir yorum yazamayacağım ama zaten bu yazıyı okuyan bir Marvel fanıysanız şimdiye kadar bu filmi izlemişsinizdir. Değilseniz de mutlaka duymuşsunuzdur ve benim “gidip izleyin!!!” dememle bir şey değişecekse de, e buyurun: “GİDİP İZLEYİN!!!”
Filmin sonu hakkında kafamda hala soru işaretleri var çünkü öyle bitemezdi, bitmemeliydi. Tonla spoiler yedim ama olayların o şekilde gerçekleşeceği kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Son olarak:
“Mr. Stark, I don’t feel so good.”
“Are you alright?”
“I don’t know- I don’t know what’s happening. I don’t wanna go. I don’t wanna go, Mr. Stark. Please. Please, I don’t wanna go. I don’t wanna go.
I’m sorry.”

FR: Dans la Brume, İNG: Just a Breath Away, TR: Bir Nefes Ötede, Daniel Roby
Sinemalara Fransız filmi gelince dedim ki, Ececim, bu filmi izlemek bize farz. Ama gelin görün ki hayatımda izlediğim en kötü filmlerdendi. 1.si türü için bilim-kurgu demişler ama bence hafif aksiyon, fazlasıyla da dramdan oluşan ve %2’sinin bilim-kurgu olduğu bir filmdi. 2.si ise çeviri berbattı. A2+ Fransızcama bu saçmalığı anlamamda yardımcı olduğu için teşekkür ederim. Vaktinize de paranıza da yazık, konusundan bahsetmeye gerek bile duymuyorum. Gördüğünüz yerde koşarak uzaklaşın.

Le Gamin au Vélo (Bisikletli Çocuk), Jean-Pierre Dardenne, Luc Dardenne
Bu filmi de okul da izledik. Dans la Brume kadar kötü olmasa da kötünün iyisi bile denemez bence. Sadece çekim tekniği hoşuma gitti. Sanat filmlerini andıran sahneleri çoğunluktaydı ve bu açıdan bakarsak normal bir film sayılabilir bana göre ama yine de izlemenizi tavsiye etmeme sebep olmaz.
Bu filmi gördüğünüzde koşup kaçmayın ama izlemeden önce üç beş kez düşünün. Konusundan bahsetmeye gerek görmüyorum (yine) ama dediğim gibi, Le Gamin au Vélo > Dans la Brume.

Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları, Tim Burton
Filmi kitapla birlikte değerlendirirsek tam bir fiyaskoydu. Kitaptan bağımsız değerlendirdiğimizde de başka türlü bir fiyaskoydu. Her şey o kadar saçmaydı ki sürekli güldüm. Uyarlamanın da bir adabı vardır diyerek sözlerimi bitirmek istiyorum. İzlemeyin.

Börü, Alper Çağlar
Börü hakkında diğer günlüklerde bir şey yazdım mı hatırlamıyorum ama son iki bölümünü bu ay izleyip final bölümü olan filmi çıkana kadar bitirmiş sayılırken birkaç şey yazmak istedim. Birincisi, vurdulu kırdılı savaşlı askerli şiddetli içeriğe sahip olan dizileri ve filmleri pek yararlı bulmamakla birlikte Börü bende tüm düşüncelerimi tersine çeviren bir etki bıraktı.
Artık pek göremediğimiz bir şey de bu dizide fazlasıyla, her 15 salisede bir, yer buldu kendinde: Atatürk.
Siyasi yönü de bulunan bir dizi olduğu ve ben yazılarıma siyaseti minimum seviyede karıştırmayı istediğim için derinlere inen bir yorum yapmayacağım ama son zamanların en kaliteli Türk dizisiydi. Özellikle Hürkuş gibi bir filmi izledikten sonra Börü’nün değerini bir kez daha anladım. İzlemeyen kaldıysa hazır yaz da gelmişken izlesin. Tüm bölümlere Blu TV’den ulaşabilirsiniz.

Kuroko no Basket (veya Kuroko no Basuke)
Bir anlık kararla ve hevesle başlayıp ilk iki bölümünü izledim ama gerisini getiremedim. İzlemeyi unuttum mu desem, vakit bulamadım mı desem…
Basketbol temalı bir anime. Haikyuu!! ile karşılaştırmadan duramadım bir türlü ama iki bölümle de yorum yapılmaz. Haziran ayında daha çok bölüm izleyip yine bir yorum yazarım.

Hürkuş: Göklerdeki Kahraman, Kudret Sabancı
Börü ne kadar güzel bir yapım ve şaheser denebilecek bir diziyse Hürkuş da o kadar berbattı. Murat Arkın’ın parası bittiği için mi oynamış bu filmde, anlamadım gitti valla. Hala vizyondadır diye düşünüyorum ama ne paranızı ne de vaktinizi harcayın. Her yönüyle çok kötüydü. Kayda değer bir oyunculuğun göze çarptığı tek sahne, Vehici’nin yılanlı bir adada esir kaldığı haberinin karısında yarattığı şok ve karısının tepkisiydi. Gizem Karaca bu sahneyle büyük bir oyuncu olduğunu kanıtladı bence. Ama Hilmi Cem İntepe için aynı şeyi asla söyleyemeyeceğim. Normalde de antipatik bir insanken oyunculuğuyla bu antipatikliğini katbekat artırdı.
İzlemeye gerek yok.

Deadpool 2, David Leitch
İlk filmle alakalı hiçbir şey hatırlamadığımı itiraf ediyorum, zaten izlediğimde de “o kadar abartılan, konuşulan, hayran olunan Deadpool bu muydu yani” demiştim. İkinci filmi daha çok sevdim. Göndermeler, yapılan espriler daha yerinde ve dozundaydı. Ayrıca PMS’in etkisiyle sık sık ağlama noktasına geldim, PMS olmasaydı da aynı durumda olurdum çünkü Deadpool’u izlerken üzülmeyi beklemiyorsunuz, yani… Cable’ı çok sevdim bu arada. İlk başlarda sinir bozucuydu, ama tombul çocuğumuz (ismini unuttum…) daha çok sinir bozucuydu. Gerçi sonra her şey tatlıya bağlandı ama anlık sinir krizleri geçirdik tüm salonca (benim dışımda sadece bir abi daha vardı).
Öyle aman aman hayran olduğum bir kahraman değil kendisi ama Deadpool’u severiz. Filmler de fena değil, izlenir.

Ödüllü Kısa Filmler, Ivan Goldschmidt, Patrick Vollrath, Fabrice Joubert, Tom Van Avermaet, Ely Dagher
Bu filme, daha doğrusu filmlere bilet alırken ne içeriklerine ne de dillerine bakmıştım ama şansıma çoğu Fransızcaydı ve genel olarak anlayabildiğimi fark etmek beni final sınavı öncesinde gazladı biraz 🙂 Waves ’98 filminin konusunu pek anlayamamakla birlikte diğer filmler beni çok etkiledi. Sinemaya gitmeseniz bile en yakın zamanda izlemeniz gereken filmler hepsi.

Ivan Goldschmidt – Na Wewe: Hutu ve Tutsi ayrımını baz alan bir filmdi. Etkileyiciydi, sarsıcıydı, kısacık bir zamanda çok fazla duygu yaşattı. Aldığı ödülleri fazlasıyla hak ediyor.

Patrick Vollrath – Alles wird gut : Bir babanın kızıyla sonsuza kadar birlikte olma hayalini ve bu yolda yaptıklarını işleyen bir kısa filmdi. Adam yüzünden içsel sinir krizleri geçirdim. Çocuğa çok üzüldüm ve hikayede biraz da kendi çocukluğumu buldum. Babasını seven ama annesinin yanına gitmek isteyen küçük bir kız çocuğu. Baya baya dokundu bana.

Fabrice Joubert – French Roast : Parisli bir iş adamı bir kafeye gidiyor ve kahve sipariş edip gazetesini okuyor. Bu sırada bir dilenci kafeye girip adamdan para istiyor ancak adam, doğru olmayan bir tavırla dilenciyi gönderiyor. Bir süre sonra cüzdanını kaybettiğini fark ediyor ve hesabı ödeyip kalkamadığı için sürekli kahve sipariş etmeye devam ediyor. Böyle geçen bir günün sonunda hesabı nasıl ödediğini merak ediyorsanız izleyin. Farkındalık oluşturan ve ters köşe yapan bir filmdi.

Tom Van Avermaet – Dood van een Schaduw : Almancayı gerçekten sevmediğimi bu filmden ve Alles wird gut’tan sonra bir kez daha anladım. Ama Almancayı her ne kadar sevmiyorsam bu film de bir o kadar güzeldi. Konusundan bahsetmeyeceğim ama 21 dakikanızı ayırıp izlerseniz kazanacağınız çok şey olacak. Şu hayatta en sevdiğim filmlerden biri oldu.

Ely Dagher – Waves ’98 : Bu film için yorum yapıp yapmamakta kararsızken böyle bir yazı buldum. Buraya tıklayarak daha iyi bilgi sahibi olabilirsiniz.

Youtube köşesi
Dil&Kültür
Polyglot?! Or on languages I speak.
How I learned english.
İngiltere ve Turkiye’de Çalışmak Arasındaki 7 Fark
German
Paris: Learn all about the iconic Eiffel Tower
How was the Eiffel Tower built? I Head Squeeze
5 DAKİKADA İNGİLİZCE ÖĞREN | Garantili
10 mots français imprononçables!
HOW I GOT A BRITISH ACCENT + TOP 10 TIPS TO SOUND LIKE A NATIVE ENGLISH SPEAKER | Ysis Lorenna
What The Fuck France – La Langue Française
HOW I’M TEACHING MYSELF FRENCH | AD
How to introduce yourself in french

Sanat
Mes lectures récentes.
DRAWING the Royal Wedding! Meghan Markle & Prince Harry

Bilim/Teknoloji
Uzayda Tarım Yapılabilir Mi?
İnsan trolleyen ‘ro’botlara doğru… Google’dan tüyler ürpertici bir teknoloji
GIF nasıl internetin en başarılı resim formatı oldu?
D’un Monde à l’Autre : Apple, Foxconn, et la Chine
13 Sins Of Instagram: Maximise Your Growth By Avoiding These Mistakes
Laurel mi duyuyorsunuz Yanny mi? İşitsel illüzyonun bilimsel açıklaması

Sağlık
15 HEALTHY MORNING HABITS THAT WILL TRANSFORM YOUR DAY | My tips and tricks (Ad)
NASIL BESLENİYORUM | Çocuğunu Obez Yapan Annenin Hikayesi

Motivasyon
AİLELERİN ARKA YÜZÜ | Tabuları Yık!
7 Çalışma Tekniği 🌴1 Harita
Ve Bir Gün Bir Kadın F-16 Uçurmak İsterse… | Berna Şen Şenol | TEDxMETUAnkara
PRODUCTIVE DAY | MY TOP HACKS AND TIPS TO GET MORE WORK DONE
How to stay calm under pressure – Noa Kageyama and Pen-Pen Chen

Eğitim
WHAT IS CAMBRIDGE UNI REALLY LIKE? – Honest interviews with students!
How I Make My Flashcards

Genel
Qu’est-ce que la mondialisation ?

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir