bir yolculuğun sonu, ve bir diğerinin başlangıcı

4 sene önce hayatımı bu derece kökten değiştireceğini bilmediğim bir okula başlarken bu zamanları pek de hayal etmemiştim doğrusunu söylemek gerekirse. O zamanlar benim için lise, daha çok iki yüzlü insanla başa çıkacağım, daha çok arkadaş kazığı yiyeceğim ve daha çok insanla muhatap olmak zorunda kalacağım lanet bir yerdi. İlk üç senemi burada geçirip son senemde yurt dışına “kaçmayı” planlıyordum, ta ki hayatın gerçekleriyle yüzleşene dek.
Hayatta hiçbir zaman dost canlısı bir insan olmadım tahmin edersiniz ki. Benim çabam, diğerlerinin aksine, hep yalnız kalmaya yönelikti ancak ben insanlardan kaçtıkça hayat da karşıma hayatımda çok büyük değişiklikler yaratacak insanlar çıkarmaya devam etti, inatla.
Ben de inatla kaçmaya devam ettim, bu seneye kadar.
“Tüm insanlar aynı, hepiniz beni bırakıp gideceksiniz.” temalı savımı destekleyen birçok olay yaşadım lisede. En yakın arkadaşım dediğim insan, sevdiğim çocukla takıldı; arkadaş dediklerim arkamdan en çok konuşan insanlar oldu; aynı sınıfı paylaştığım insanlarla birbirimizden bir sene boyunca sebepsiz yere nefret ettik, vesaire vesaire.
Ben de sütten çıkmış ak kaşık değildim tabii ki de. Çevremdeki herkesi teker teker yüzüstü bıraktım, hepsinin güvenini boşa çıkardım. Kendime güvenmediğim için kimseyle tek kelime konuşmadan voleybolu bıraktım (ki son 1,5 senedir gördüğüm rüyaların-kabusların- %85’i bununla ilgiliydi), sevmediğim birisini seviyor diye arkadaşlarımla olan ilişkimi kestim, doğum günümü kutlamayı unuttu diye hayatta en değer verdiğim insanlardan birine sırtımı döndüm, sırf kişiliği benimkinin tam tersi diye sınıf arkadaşımdan nefret ettim.
İpin ucunu bırakmak istedim, hayatımda ilk -ve umarım ki son- kez hiçbir şeyin altından kalkamayacak kadar güçsüz olduğuma inandım, sonuçta ben kimdim ki? En yakın arkadaşım bile beni sırtımdan bıçaklamıştı.
Derken hiçbir şeyin bu kadar basit olmadığını fark ettim. Nerede, nasıl, ne zaman oldu, hiçbir fikrim yok. Beni ilk kez kendime getiren, gücümün farkında olmamı sağlayan şey neydi, kimdi, bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var ki, o zaman, 11. sınıfa geçtiğim yaz, kendime sürekli “bir kez daha” dediğimdi.
Ben hayatımda o kadar eğlendiğim başka bir yaz hatırlamıyorum. “En yakın arkadaş” sıfatını vermeyi yetersiz bulduğum, şu an benim için olduğu “şeyi” kimsenin anlayacağını sanmadığım parabataimle doğum günümde ilk kez buluştum, o gün ilk kez tek başıma şehir dışına çıktım ve hayatımda ilk kez o gün birisi bana dönme dolabın en üstünde hediye verdi.
Ben o yaz sorumluluklarımı, insanların gözündeki yerimi ve benden beklentilerini, hayattaki statümü, yapmam gerekenleri öğrendim, fark ettim. Sanırım 2015 yazı benim için bir “yeniden doğuş”tu. Ayrıca o yaz, dibe vurulduğunda orada çakılı kalınmadığını, yukarı çıkmaya başlanıldığını öğrendim. Ben aslında o yaz, kendimi ve hayatı öğrendim.
11. sınıf başladığında ise hayatımı değiştirecek insanlardan birisiyle çoktan tanışmıştım bile. Yanında kendim olabildiğim, her şeyimi paylaşabildiğim sayılı insanlardandı, ki hala öyle. İşin şaşırtıcı kısmı ise, kendisi bir zamanlar sırf kişiliği benimkinin tam tersi diye nefret ettiğim insandı. Nasıl böyle yakın arkadaşlar olduğumuzu ben bilmiyorum, sanırsam ki o da bilmiyor, ama zaten önemli olan bu değil. Önemli olan, önümüze çıkan engellerde hep birbirimizin arkasında olmamız, ve düştüğümüzde tutacak bir eli aramızda koskoca bir deniz olsa bile bulabilmemiz.
Hayatımı değiştiren diğer bir insanı da tanıdığım bir seneydi 11. sınıf. Kendisini 9’da pek tanımazdım, 10’da aynı sınıftaydık ve benden sonra saçlarını pembeye (kızacaksın ama o saç rengi pembeydi) boyattı diye hiç haz etmezdim, 11’de okuduğu bir kitap sayesinde arkadaşça konuşmaya başladık ve şu an aynı eve çıkma planları yapıyoruz. Azmi ve kararlılığıyla her zaman örnek aldığım, aklınıza gelebilecek her konuda akıl danıştığım ve triplerime katlandığı için kaç milyon kez teşekkür etsem bilemediğim bir insan haline geldi. Çiftli danslarda masada kös kös oturma derdim de bitti ayrıca, sağ olsun beni edebiyat hocamla bile dans ettirmiyordu neredeyse…
Tüm dönüm noktalarımda benimle birlikte strese giren, bir senede bana 17 senede öğrenemediğim şeyleri öğreten, İngilizce dersini tekrardan sevdiren (İngilizcemin iyi olması İngilizce dersini sevdiğim anlamına gelmez arkadaşlar), haftada 12 saati bulan dersleri lise müfredatıyla değil de, üniversitede olduğu gibi işleyen, 2 saatlik reading&writing sınavlarıyla kollarımızı kopartıp beyinlerimizi sulandıran ama bunların hepsini sadece ve sadece bizim için yapan, dünyanın en mükemmel insanıyla da 11. sınıfta tanıştım. Pes etmeme asla ve asla izin vermediği, tökezlediğim her anımda elimden tuttuğu, ve en büyük hayallerimden birisini gerçekleştirmem için yolumu açtığı için buradan bir kez daha minnetlerimi sunarım kendisine. Ne diploma töreninde verdiğim çiçekle ödeyebilirim hakkını, ne de başka bir şeyle.
Tüm bunların yanında, tekrardan sevebilmeyi de öğrendim 11’de. Ve “işte bu” dediğin insanın, okulun bahçesinde oturup futbol oynayanları izlerken de karşına çıkabileceğini… Bir insanın sesinde huzur buldum, bir insan yüzünden üzülüp o farkına varmasa bile ona küstüm, sonra tekrar barıştım kendimce. Kendimi ilk defa bir insan sayesinde güzel hissettim. İlk defa bir insana belli etmeden her anında yanında olmaya çalıştım, en büyük destekçisi olmak istedim, başaramadım belki ama en azından denedim. İlk defa birisini kendime sakladım, daha doğrusu saklamaya “çalıştım” çünkü bunu da beceremedim. Hayatımda ilk kez öyle güzel ve nadir bulunur bir arkadaşlık ilişkisine sahip oldum ki gidip de “seni hiçbir zaman sadece arkadaşım olarak görmedim” diyemedim. Sanırım ben arkadaşlık kavramının dünyadaki her şeyden üstün olduğunu da öğrendim.
Hayatta istediğim her şeyi elde edebileceğimi öğrendim. Herkes gittikten sonra bile o küçücük odada kalıp baş ağrımı yok saymaya çalışarak ders çalışırken, odamda yine baş ağrısı, yorgunluk, uykusuzluk, başaramama korkusu ve stres yüzünden ağlarken bile kalemi elimden bırakmayıp önümdeki kitaba yoğunlaşmaya çalışırken, “sen dilcisin yea matematik senin neyine” laflarını gülümseyerek geçiştirirken, sinirden ağlasam da o matematik sorularını çözmeye çalışarak, gerektiğinde en basit şeyi bile birilerine sorarak öğrendim bu hayatta istersem aşamayacağım engel olmadığını. Ne zaman bir şeyleri başardığımda sevinsem ve bu sevincimi başkalarıyla paylaşsam, kimsenin benim kadar şaşırmadığını çünkü bunun, benden zaten bekledikleri bir şey olduğunu gördüğümde fark ettim kapasitemi. Ve ben ilk kez bu sene hayatımda ipleri tamamen elime aldım ve bir şeyleri başarmak için kimseye ihtiyacım olmadığını, kendi başıma da hayatta istediğim şeyleri yapabileceğimi öğrendim.
Hayatımdan fazlalıkları silmeyi de öğrendim, yeniden, yeniden, yeniden. Bana destek olmak yerine bazı şeyleri içlerinde tutup artık tutamayacak seviyeye geldiklerinde kinlerini yüzüme kusan insanları tek kalemde silebilmeyi de öğrendim. Sanırım öğrendiğim şeyler arasında en çok gurur duyduğum bu oldu.
Her şeyde olduğu gibi bu macerada da yolun sonuna geldim. Pişmanlıklarım boyumu aştı şu son 4 sene içerisinde ama ben hepsinden bir ders çıkarmayı öğrendim. Heybeliada Anadolu Lisesi bana tahmin ettiğimden daha çok şey katmış, yeni fark ediyorum. Hakkımı aramayı öğretmiş en başında. Malum, HAL’de bir dilci olmak herkesin harcı değildir. Sınıf açılması için uğraş verirsin, sınıf açıldığı sene bölüm seçimlerinin bir sonraki sene olduğunu öğrenirsin ve manyak bir matematikçiyle uğraşırsın, bölüme geçtiğinde insanların “yatarak geçiyorsunuz” demeleriyle uğraşırsın (91 ortalamayı da yatarak yaptım evet aynen…), sonra pat! sınıfın kapanır, başındaki bin bir türlü dert yetmiyormuş gibi bir de bununla uğraşırsın. Kısacası, uğraşırsın.
Okula ilk başladığım zamanlar, bugün böyle bir yazı yazıyor olacağımı söyleseler bir yerlerimle gülerdim ama şimdi buradayız ve ben hayatta en nefret ettiğim şeylerden birisini yapıyorum. Veda ediyorum.
Vedalardan nefret ederim çünkü veda eden insanlar hiçbir zaman geri dönmedi.
Bu yüzden, elveda HAL, umarım geçtiğimiz seneye kadar olan zamanda kendine kazandırdığın değerleri kaybetmeyip o birlik duygusunu yaşatmaya ve kötülere karşı çıkmaya devam edersin.