Sınav Senem, Dil-1 (2016-2017)

Çalışmak için çok geç kalmış sayılır mıyım?
Hayır. 11. sınıfta çalışmaya başlayıp mezuna kalanı da gördüm (mezuna kalmak kötü bir şey değildir yanlış anlaşılmasın), YGS’ye üç ay kala çalışmaya başlayıp istediği okulda istediği bölüme gireni de. Her şey sizde başlayıp sizde bitiyor. “Geç kaldım” düşüncesi ile kendinizi salarsanız hiçbir şey yapamazsınız. Nerede olursanız olun başlayın. İstediğiniz bölümlerin hangi puan türüne göre öğrenci alımı yaptığını öğrenin, ve yüzdesi en fazla olan dersleri, sonrasında bu derslerde hangi konularda eksiğiniz olduğunu, hangi konuların uzun ve zor olduğunu belirleyin ve kendinize GERÇEKÇİ bir program hazırlayarak çalışmaya başlayın. Her gün 10 saat ders çalışıp minimum verim almaktansa 4 saat çalışıp her bir dakikasını verimli ve dolu dolu geçirmek daha mantıklı gözüküyor gibi.

Çalışma tekniğin neydi?
Buranın biraz önemli olduğunu düşündüğümden uzun uzun yazdım. Umarım sıkılmazsınız.

-Ben üniversite sınavında en önemli olayın süreklilik olduğunu düşünüyorum. Gün içinde ne yaşamış olursanız olun eve geldiğinizde o masaya yarım saatliğine de olsa oturmanız gerekiyor. Bir gün çalışmayıp ertesi gün programınızı ağırlaştırmanın hiçbir faydası yok inanın. Ben bunu anlayana kadar biraz süre geçmesi gerekti tabii ancak anladıktan sonra çalıştığım saatlerden daha çok verim aldığımı anladım. Kısacası o gün okuldan geldikten sonra kendimde, bir program hazırlayıp ona göre çalışacak gücü bulamadıysam kendimi zorlamadım. Ya paragraf sorularımı çözdüm, ya o gün derste işlediklerimizi tekrar ettim, ya kelime defterimi okudum, ya da basit gördüğüm konularda bir, en fazla iki test çözdüm. Ama o gün o masaya oturdum.
-Sakin ve dingin bir şekilde ders çalışmak çok önemli. Hoşlandığınız çocuk yüzünden moraliniz bozulabilir, sınav notunuz, deneme netiniz veya testlerdeki yanlışlarınız sizi aşağı çekebilir, ama her seferinde neden başladığınızı hatırlayın. Ben az önce saydığım şeylerin hepsini yaşadım, ama hiçbirinin beni yolumdan alıkoymasına izin vermedim. Gerçekçi ve idealist bir insan olmanın katkısı sanırım. Hep “O çocuk için üzülüyorum ama ben onun aklına geliyor muyum ki?” diye düşünüp kendime geldim. Baylar ve bayanlar, o üniversitenin kapısından içeri adımınızı attığınızdan itibaren geçen süre içerisinde o insan bir daha aklınıza gelmeyecek. Sizi yepyeni bir hayat bekliyor, bu yüzden kimsenin sizi derbeder etmesine izin vermeyin. Derslerle ilgili konularda ise daha dirayetli olmanız gerekiyor. Ben ilk LYS denememde 60-65 arası bir net çıkartmıştım ve sınava aylar olmasına rağmen moralim eksilere düşmüştü. Çevremdeki tüm insanlar (arkadaşlarım ve bir hocam dışında) bu netin kötü olduğunu ve istediğim yere bu netle giremeyeceğimi söyledi. İNSANLAR KONUŞUR. En iyi yaptığımız şey bu çünkü. Kimseye kulak asmayın. Bir yerden sonra hocalarınızı bile dinlemeyin çünkü sizi sizden iyi tanıyan kimse yok. Hele ebeveynlerinizin dediklerini dinlemenizi hiç tavsiye etmem çünkü genellikle konuya çok uzak oluyorlar ve dedikleri şeyler biraz alakasız (?) oluyor. Netleriniz, çalıştığınız halde yükselmiyorsa bilmediğiniz konulara çalışmıyorsunuzdur, veya soru çözme tekniğiniz yanlıştır, veya konu çalışmaya ağırlık verip konuyu pekiştirmek için test çözmüyorsunuzdur. O iç ve dış kuvvetler konusunu istediğiniz kadar hatmedin, soru çözmediğiniz sürece o sorular yanlış çıkacak.
-Zor konulardan kaçmayın. Benim yaptığım belki de en büyük hata buydu. Coğrafyanın en baba konusu iç ve dış kuvvetlerden, tarihten, MATEMATİKTEN hep kaçtım. Sonunda kalbimi kıran tek ders matematik oldu ama suçlanacak birisi varsa o da yine benim. Coğrafyanın sözel konularını çalışırken hayat çok güzel, ancak iş biraz daha ezber ve mantık isteyen konulara geldiğinde koşarak kaçasım geliyordu. Kaçmayın, üstüne gidin. Asıl o konulara çalışmak insana bir zevk veriyor (çok ineksi bir cümleydi…). Matematiğe gelince de, her bölümün yapması gereken bir ders bence, aynı Türkçe gibi. Sözel veya dilciyseniz, ve yüksek sıralamalı bir bölüm istiyorsanız matematik sizin için zorunlu diyebilirim. Kimse sizden 20-25 net beklemiyor ama emin olun o netleri yapmamanız için ortada hiçbir neden yok. Sınavın zeka ölçmediğini söylemiştim. Matematik, bizler için yıllardır en büyük tabulardan birisi. Ama bu tabuyu yıkmanın vakti geldi. Zor konuları olduğu gibi herkesin yapabileceği düzeyde konuları da mevcut, ve konuları çalışıp bol bol soru çözdükçe derse ısınıyorsunuz. Ben son seneme kadar kendisinden nefret ederdim. Ancak son sene özel ders alarak matematiğe ısındım, ki burada matematik hocamın da katkısı çok çok büyük. Kendisi dünyanın en kafa dengi insanlarındandır, ben biraz yabani olduğumdan dolayı fazla bir şey paylaşamadık ama istediğim yeri kazanmamda etkisi büyüktür.
-Gerçekçi olun. Ben eeen başından beri iki okul ve iki bölüm, beelki üç bölüm istiyordum. Sıralamalara göre yazmam gerekirse Boğaziçi Dilbilim, Boğaziçi İngiliz Dili ve Edebiyatı (belki adlı seçeneğimiz bu), ve Galatasaray Fransız Dili ve Edebiyatı. Girebilmemin mümkün olduğu tek yer Galatasaray’dı, aradaki 400-500 kişilik farklar dil bölümünde insanı zorlayan farklar. Özellikle “derece” ve “mükemmel” adı altında değerlendirebileceğimiz sıralamalarda bu böyle. Ben de baktım ki YGS’de şahane bir sonuç elde edemeyeceğim, Boğaziçi’ni kafadan eledim. Gerçekçi tek hedefim Galatasaray’dı, ancak iki bölümü de çok istiyordum. Şu an bile Dilbilim, kalbimde kalan en büyük ukdelerden birisi, hatta direkt en büyüğüdür. Demem o ki, gerçekçi olduğunuz ve ona göre çalıştığınız sürece başaramayacağınız şey yok.
-Geçen sene yapılan en büyük hata, LYS’ye YGS’den sonra başlamaktı. İstediği yerleri kazananlar bu hataya düşmemiş olanlardır bence. İki sınava da gereken önemi vermek ve ikisini de aynı anda götürmek sizin faydanıza. Gerçi yeni sistemde sınavların arasında birkaç ay yok, bu sizin yararınıza mı zararınıza mı bilemem ama her durumu avantaja çevirmek sizin elinizde. Hayıflanarak, şikayet ederek, kafanızı böyle şeylerle gereksiz yere meşgul edip moralinizi ve motivasyonunuzu aşağı çekerek hiçbir yere varamazsınız. Bırakın, insanlar konuşsun, şikayet etsin. Siz dersinizi çalışın. Konular aynı, sorulabilecek sorular aynı, e o zaman? Sınav sistemi sadece sizin için değişmiyor. Haziran’da o sınava herkes ilk defa girecek, o sistemi herkes ilk defa görecek. Kimsenin üstün olduğu bir taraf yok, mezunlar dışında. Mezunlar, sınav stresini yaşamış ve hatalarının farkında olan insanlar, ancak olaya pozitif yönden bakmak gerekirse (ki sınav senesinde biraz pollyannacılık oynamaktan zarar gelmez) onlar da bu sistemle ilk kez karşılaşacaklar.
Ben 75 binden 2.1 bine çektim. En yakın arkadaşlarımdan birisi 190 binden 17 bine çekti. (Sırasıyla Dil-1 ve Dil-3) Bunu başarabilmemizin en büyük nedeni iki sınavın derslerine de aynı anda ve aynı önemi vererek çalıştık, ki arkadaşım YGS’ye üç ay kala çalışmaya başlamıştı. Dilciyseniz size bu konuda verebileceğim en büyük tavsiye, ilk dönem gramer konularını en baştan alarak tekrar edin ve bunun yanında basit diyebileceğimiz kelimelerin ezberini yapın. İlk dönemin sonu-ikinci dönemin başına doğru ise konuların ve kelimelerin zorluk seviyelerini arttırın. Her gün çözdüğünüz Türkçe paragraf sorularının yanına en az 20 İngilizce paragraf koyun. Paragraf çözmeyi sonraya bırakırsanız hepsini birden halletmeniz imkansız. Böyle yazınca her şey çok fazla geliyor olabilir, ancak maalesef ki bazı şeylerden fedakarlık yapmanız gerekecek. Planlı ve programlı çalıştığınızda ise bu fedakarlıkları yapmanıza gerek bile kalmayabilir. Yolunuz uzun, vaktiniz var, hiçbir şey için geç kalmış değilsiniz.

Günde ne kadar çalışıyordun?
Aslında bu süre her gün değişiyordu. Genelde okulda sürekli soru çözüyordum. Dinlediğim birkaç ders vardı, onun dışında hocalar derste soru çözmemize izin veriyordu. 8 dersin 8’inde de soru çözmüyordum tabii ki de ancak dinleneceksem ya kitap okuyordum ya da öğle aralarında uyuyor veya arkadaşlarımla takılıyordum. Çalıştığım süre değil, aldığım verim önemliydi sonuçta.

Sınava kadar ortalama kaç kelime öğrenmek gerekir?
Bu konuda bilgi verecek düzeyde yetkili bir insan değilim, ancak bana göre bu sizin İngilizce seviyenize ve hedeflediğiniz nete göre değişir. Kesin bir sayı vermek yerine öğrenebildiğiniz kadar çok kelime öğrenin demek istiyorum. Çünkü 2017 LYS İngilizce’de de gördüğümüz üzere aardvark adlı hayvanlar, şarapçı sinekler, hava koşulları yüzünden Amerika sınırına yerleşen Kanadalılar ve su akıntıları gibi kültürel paragraflarımız ve birbirinden bağımsız kelimelerimiz mevcut.

Gramer mi yoksa kelime ağırlıklı mı çalışmalıyım?
İkisi de aynı derecede önemli. Özellikle çeviri sorularında her ikisi de aşırı önemli çünkü şıkları istediğiniz kadar eleyin, o kelimeyi bilmiyorsan tam çevirisini yapamıyorsun, veya passive konusunu oturtmadıysan “şimdi bunun farkı ne ki” diye durup kağıtla bakışıyorsun. İkisine de aynı önemi vererek çalışın, ancak gramer konuları bitse de kelime ezberi bitmiyor, bu yüzden kelimeye nispeten daha çok vakit ayırabilirsiniz.

Kaç günde bir deneme çözmem gerekir?
Yolun en başındaysanız haftada bir, ortalarındaysanız haftada iki-üç, sonlara yaklaştıysanız neredeyse her gün deneme çözmeniz gerekir. Hatta sınav yaklaştıkça soru çözmek yerine deneme çözüp denemedeki yanlışlarınıza göre konu çalışın ve o konunun testlerini çözün.

Günde ortalama kaç soru çözüyordun?
Günde çözdüğümüz soru sayısının aslında hiçbir önemi olmadığını anladığım vakitten sonra hiç saymadım. Saydığım vakitleri de çok hatırlamıyorum dürüst olmak gerekirse. Önemli olan yapamadığınız veya kendinizi kısmen eksik gördüğünüz konularda soru çözmek.
İnsanlar günde 300 edebiyat, 100 matematik, 200 ingilizce çözüyor olabilirler ancak bu sizin moralinizi bozmamalı. Her insanın beyni farklı çalışıyor. Bu yüzden çözdüğü soru sayısı, bir konuyu anlaması için çözmesi gereken soru sayısı, çözdüğü sorulardan aldığı verim, vs, hepsi değişiyor. Siz kendi yolunuza odaklanın. Bu konuda etrafınıza at gözlüğü takarak bakın. Birisi gelip size “Günde şu kadar soru çözüyorum yaaa” diyip hayıflanıyorsa “Bana ne” demesini, “Sen günde kaç soru çözüyorsun?” diye soruyorsa “Sana ne” demesini bilin, öğrenin.

Matematik/Fen çalıştın mı?
Fen derslerinden sadece Kimya’ya vakit ayırdım ancak YGS’de üç dersten de soru çözdüm. Matematik de çalıştım elbette ancak tam anlamıyla değil. Sürekli kaçtım ve yaptığım en büyük hata bu oldu. Matematikten kaçmayın, onu sevin, o zaman o da sizi sever.

YGS ve LYS’de kaç bine girdin?
Yerleştirme puanımla birlikte:
YGS 3: 73479
YGS 4: 60968
LYS, DİL 1: 2189
LYS, DİL 2: 2601
LYS, DİL 3: 3993

Her dersten kaç net yaptın?
YGS
Türkçe: 32,50 Sosyal: 31,75 Matematik: 7,75 Fen: 8,25
LYS
İngilizce: 72,50

Herkes yapabilir mi? Yeteneğe çok bağlı mı?
Neyin yeteneği? Sabırla ve azimle çalışma yeteneğiyse, evet yeteneğe bağlı. Dersi anlama kabiliyetiyse, hayır yeteneğe bağlı değil. Yapamamanız için hiçbir neden yok. Önünüzde hiçbir engel yok, sizden başka.

Ne tür zorluklarla karşılaştın? Üstesinden nasıl geldin?
Ailevi sorunlardan tutun da okul yönetimine kadar bir sürü sorunla karşılaştım. Destek aldığım, güç bulduğum çok şey vardı bu yüzden spesifik olarak bir tanesine “en büyük motivasyon kaynağım” sıfatını veremeyeceğim. Ama her şey benimle başladı ve benimle bitti. Sorunlarınızı rafa kaldırmayı öğrenin. Ölüm kalım meselesi değilse o konu hakkında sonra düşünün, ne kaybedersiniz?
Sınıf arkadaşlarınız veya çok yakın dostlarınız sizden habersiz buluşabilir, eğlenebilir, sizi çağırmayabilirler. Sonrasında size sundukları bahane de “E çağırıyoruz ama hiç gelmiyorsun ki” olabilir. TAKMAYIN! Siz kendi kendinize de eğlenebilir, kafa dağıtabilirsiniz. Eğer sırf her çağırdıklarında gitmediniz diye sizi artık çağırmıyorlarsa, ve böyle bir bahaneyi haklı bir sebepmiş gibi gösterebiliyorlarsa bırakın çağırmasınlar. Yalnızlıktan korkmayın, hatta yalnızlık sizin en büyük dostunuz, destekçiniz olsun. Bu zorlu dönem hayatınızdan birçok insanı çıkartabilir, ama bundan mutluluk duyun çünkü düştüğünüzde yanınızda olmayan insanların yükseldiğinizde hayatınızda kalmaya hakları yok.
Aile içindeki problemleriniz konusunda diyebileceğim çok şey var, ancak buraya yazmam ve size bu konuda tavsiye vermem doğru olur mu emin değilim. Hedefinize odaklanın ve yolunuzda önünüze çıkan zararlı otları kesip atın, arkanıza bakmayın. Aile için de geçerli bu. Hayat sizin, bir kere geliyoruz, istediğimiz şeyleri yapmamız için elimizde olan süre kısıtlı. Sizin doktor olmanızı istiyor olabilirler ancak siz belki kandan korkuyorsunuz? Veya bu kadar büyük bir sorumluluğu üstlenmek istemiyorsunuz? Sizler, ailenizin kuklası değilsiniz. Çok istiyorlarsa kendileri doktor olsunlar. Kendi istediğiniz şeyler doğrultusunda kendi yolunuzu çizin. Sonunda yanlış karar vermiş olduğunuzu anlasanız bile bırakın o yanlış sizin yanlışınız olsun.
Aşık olduğunuz çocuk/kız, bir sene sonra gerçekten aklınızdan geçmeyecek. Size bunun garantisini verebilirim. Özellikle kızlar, bırakın o istediğini yapsın, siz okuyun, çalışın, kazanın. Bu devirde bizim gözümüzün yaşına bakılmıyor, ki bakılmasın da zaten, ihtiyacımız yok. Ama bu ihtiyacı duyabiliriz, böyle bir duruma düşebiliriz. Düşmemek için çalışın. 5 sene sonra ne halde olacağımız belli değil. Aynı işi yaptıkları halde sırf kadın diye erkek iş arkadaşından daha düşük maaş alan insanların örneklerini görüyoruz, veya aynı oyuncağın pembe versiyonunun mavi versiyonundan daha pahalı olduğunu da, bu örnekleri çoğaltabilirim, ama siz zaten biliyorsunuz. Bu yüzden çalışın, “ADAM” olun kızlar, “adamlık” çok önemli bir olay. Çalışın, okuyun, iş sahibi olun, para kazanın, ancak o zaman “adam” olup hak ettiğiniz statüye erişebilirsiniz.

Son olarak, ben eğitim koçu veya danışman değilim. 18 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Bu da benim sınav senemin ayrıntıya girilmemiş bir özeti, ve yaptığım hatalardan çıkardığım dersler doğrultusunda sınav öğrencilerine verebileceğim içten tavsiyeler. Sorunuz olursa buraya yorum bırakmak yerine sosyal medyadan veya mail’den ulaşabilirsiniz.

ecegedik13@gmail.com
sosyal medyada da adım ve soyadımla aratırsanız mutlaka karşınıza çıkarım. iyi günler, ve başarılar!

Liseye Başlayanlara Tavsiyeler-İnsan İlişkileri

Okulların açılmasına çok az bir vakit kalmışken liseye başlayacak kişilerin aklını kurcalayan şeylerden birisi de kendilerinden yaşça büyük insanlarla dolu, yepyeni bir ortama nasıl uyum sağlayacaklarıdır büyük ihtimalle. Ben de bu yazımda, kendi lise maceralarımdan yola çıkarak edindiğim tecrübeleri sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki “lise” denilen yer ne dizilerde, filmlerde izlediğiniz gibi “mükemmel”, ne de bahsedildiği kadar “vasat” bir yer. Tabi ki de gideceğiniz okula göre bu mükemmellik/vasatlık oranı değişebilir fakat genelleme yapacak olursam ikisinin ortasıdır çoğu zaman.

2013 yazına dönersek benim dert edindiğim en büyük şey, kendime bir yer bulamama korkusuydu. Toplumun getirileri doğrultusunda kendimi hep dışlanacakmış gibi hissetmiştim. Çünkü “standartların” dışına çıkan bir kilonuz ve diş telleriniz varsa, derslerde de iyiyseniz kimsenin sizinle arkadaş olmayacağı, olsalar da bu arkadaşlık ilişkilerinin çıkar üzerine kurulu olacağı öğretildi bana toplum tarafından. Fakat şu an geçmişe dönüp baktığımda beni kimsenin dışlamadığını, aksine insanların benimle gerçekten iletişim kurmaya çalışmalarına rağmen benim onlardan kaçtığımı görüyorum. Bunun en büyük nedeni “dışlanma” veya “kendime bir yer bulamama” korkusuydu dediğim gibi. Ama böyle hissetmenize gerek yok. Hiçbir şey internette gördüğünüz caps’ler gibi değil. Oradaki insanlar her ne kadar sizden büyük olsalar da, sizden akıllı veya sizden üstün değiller. Aranızdaki tek fark, yaş. Ki bu da bir noktadan sonra dünya üzerindeki en önemsiz şeylerden birisi oluyor.
Lise öyle bir yer ki, hem hiç kimsenin umurunda değilsiniz, hem de herkes sizin hakkınızda bir fikir sahibi. Siz ne yaparsanız yapın her zaman laf eden kişiler olacaktır. Bu yüzden doğru bildiğiniz şeyi yapmaktan vazgeçmeyin. İnsanların ağzı torba değil ki büzesiniz. Bundan 10 sene sonra geriye dönüp baktığınızda “keşke” mi demek daha iyi olur, yoksa “iyi ki” mi demek?
İnsan ilişkileriniz çevrenizdekilerden iyiyse adınız çıkar, dersleriniz iyiyse inek olursunuz, hocalarınızla aranız iyiyse “yalaka”, okulla pek alakanız yoksa “serseri” olursunuz. Ne yaparsanız yapın bu “jüri üyelerine” yaranamazsınız kısacası. Ama o “jüri üyeleri”nin yargısız infazlarından önce, siz kendinizi yargılayıp, neyi doğru neyi yanlış yaptığınızı görürseniz, işte o zaman lisede geçireceğiniz dört sene, hayatınızın en güzel zamanı olur.

Her tanıştığınız insanla yakın arkadaş olmayın, onlara sırlarınızı anlatmayın. Sonradan başınızın ağrıma ihtimali %1500. Asosyal olun, kimseyle konuşmayın, demiyorum. Aksine, elinizden geldiğince çok kişiyle arkadaş olun, herkese güler yüzlü, sevecen bir şekilde yaklaşın, ama “dost” dediğiniz insanlar bir elin parmaklarını geçmesin. Her şeyde olduğu gibi burada da fazlası zarar, azı yarar.
Kendi kafanızda birisini bulamazsanız üzülmeyin. 9. sınıf herkesin kişiliğinin yeni yeni oturmaya başladığı, ama bir o kadar da hala ergenliğin ilk zamanları gibi olduğu, arafta kalmış bir sene olacak sizin için. İleriki senelerde mutlaka sizin kafanızdan birilerini bulursunuz. Böyle şeyleri zorlamamak ve oluruna bırakmak en iyisi.

9. sınıfsanız, “standart” veya üzerinde bir güzelliğiniz varsa (!) -ki şu güzellik olayının oldukça göreceli bir kavram olduğunu belirtmeden geçmeyeyim, kime göre, neye göre güzelsin? senin güzel olup olmadığına kim karar veriyor?- ve kızsanız üst sınıflardan sizinle “arkadaş” olmaya çalışan çok kişi olacaktır. Bu ilgi sizin egonuzu yükseltmesin çünkü bu oldukça boş bir ilgi bana göre. Hayatım boyunca böyle davranışlar sergileyen insanlardan uzak durmaya çalıştım ve bu her ne kadar çoğu zamanımı yalnız geçirmeme neden olduysa da, çevremde gereksiz insanlar bulunmasını da engelledi.
Lise aşkı denilen şey benim başıma gelmedi ve hiçbir yerim de eksilmedi maşallah. Sevgili bulacağım diye gereksiz ortamlara girmeye, başınıza dert açmaya, arkadaşlarınızla, dostlarınızla aranıza engeller koymaya, derslerinizi aksatmaya gerek yok çünkü ayrılacaksınız. Kıyamet senaryoları yazıyormuşum gibi gözükebilir ama o kadar çok birbirine aşık, asla ayrılmayacaklarına emin olduğum çiftlerin ayrıldığını gördüm ki… Bunun tam tersi bir durum da gerçekleşebilir ama şu ana kadar lisede çıkmaya başlayıp, ayrılmayan bir çift görmedim.
Benden size küçük bir tavsiye: “ruh eşi” denilen kavrama uyan birisiyle tanıştığınızda sevgili olmak yerine yakın arkadaşlar olmanız. Çünkü sizi tamamlayan insanlara pek sık rastlamıyorsunuz ve sevgililer genellikle gelip geçici, dostluklar ise kalıcı oluyor. Böyle birisini emin olun kaybetmek istemezsiniz.

“Liseli oldum, büyüdüm, havalıyım, herkesi döverim, herkesle kavga ederim, sen de kimsin” havalarına girmeyin. Böyle şeylere gerçekten gerek yok. Kimsenin sizinle bir zoru, alıp veremediği yokken sırf can sıkıntısından gidip insanlara bulaşmayın. Sadece lisede değil, hayatınız boyunca yapmayın böyle şeyleri. Dünyamızı zaten kötülük yönetiyor, cehennemi yaşamaya başlıyoruz. Kimseyi huzursuz etmeye hakkınız yok, onların da sizi huzursuz etmeye hakları yok. Anlaşamadığınız konuları “konuşarak” çözün. İnsanız sonuçta, bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özelliğimiz aklımız. Bize verilen bu mucizeyi iyi yönde kullanın. Gereksiz düşmanlıklardan kaçının. İnsanların arkasından konuşmayın, dedikodu yapmayın. Diplomalı ama içi boş insanlardan olmayın.

Öğretmenlerle aranızı iyi tutun ama bunu not için yapmayın. Emin olun ki hak ettiğinizin çok daha fazlasını görüyorsunuz karnede.
Öğretmenlerinizle saygı çerçevesi içerisinde neredeyse her konu hakkında konuşabileceğinizi unutmayın çünkü onlar sizi artık çocuk değil, bir yetişkin olarak görüyorlar. (her ne kadar 9. sınıflar hala az da olsa çocuk kategorisine girse de ilkokulda gördüğünüz muameleyi lisede asla görmeyeceksiniz, bunu hem iyi hem de kötü anlamda düşünebilirsiniz.)
Ailenizle konuşmaya cesaret edemediğiniz konuları, sorunları kendinize yakın gördüğünüz hocalarınızla paylaşın. Mutlaka bir çözüm yolu bulunacaktır. “Benim hakkımda ne düşünürler?” diye kendinizi yiyip bitirmeyin. Aileniz sizi ne olursa olsun kabul edecektir, e okul da ikinci yuva olarak geçtiğine göre öğretmenleriniz de sizi öyle kabul edeceklerdir. Önemli olan şey hatalarınızdan ders çıkarıp onları tekrarlamamanız.
Hocalarınızın verdiği tavsiyelere, 40 dakika boyunca ettiği nasihatlere, çektiği nutuklara ağzınızdan salyalar akarken uyumuyormuş numarası yaparak karşılık vermeyin. Karşınızdaki insanın her gün sizden kaçar tane ile uğraştığını, ve bunu senelerdir neredeyse her gün yaptığını unutmayın. Hocalarınızın ağzından çıkan her söz sizin için yediğiniz yemek kadar değerli olmalı. Onların tavsiyelerini dinleyin, uygulamaya çalışın. Aranızdaki yaş farkı yüzünden “bu ne anlar yeaaa” demeyin, kendinize en büyük kötülüğü yapmış olursunuz.
Hocalarınız da sizlerden bir şeyler öğrenebilir. Bunu yadırgamayın. Hayallerinizi, hedeflerinizi, düşüncelerinizi paylaşın. Sokakta karşılaştığınızda görmezden gelip yolunuza devam etmeyin.
Ayrıca bunları saygı çerçevesi içerisinde yapmayı unutmayın. Her ne kadar her şeyi konuşabileceğiniz, genellikle açık görüşlü ve sizin iyiliğinizi isteyen insanlar olsalar da, onlar öğretmen, sizler de öğrencisiniz.

“Kimse için değişmeyin.” sözüne katılmıyorum. Yanlış davranışlar sergiliyor ve çevrenizdekileri rahatsız ediyorsanız bazı şeyleri değiştirmelisiniz. Bu sizin yanardöner bir kişiliğe sahip olduğunuz anlamına gelmez. Unutmayın ki sizin özgürlüğünüzün bittiği yerde başkalarınki başlıyor. Eğer bazı davranışlarınızla diğerlerinin alanını işgal ediyorsanız, kusura bakmayın, değişim sizin için artık zorunlu bir hale geliyor.

Okulunuzdaki her insanla iyi ilişkiler kurun ve anne babanızın, bu insanlar hakkındaki düşüncelerine kulak verin. Kendi ebeveynlerim açısından konuşmak gerekirse, yanıldıkları bir anı hatırlamıyorum. Her şey kağıt üzerinde yazan sayılardan ibaret değildir ama gereksiz işler müdürü olmak istemiyorsanız derslerinizi ihmal etmeyin. Yardım istemekten, sorunlarınızı paylaşmaktan utanmayın, sıkılmayın, çekinmeyin. Karşınızdakinin de sizin gibi etten ve kemikten oluştuğunu unutmayıp ona göre davranın.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, esenle kalın.

Liseye Başlayanlara Tavsiyeler-Tercihler, Kazandığınız Okul

Öncelikle şimdiden herkese hayırlı olsun! Umarım istediğiniz yerleri kazanmışsınızdır. Kazanamadıysanız da dert etmeyin, asla dünyanın sonu değil.
Yazıma kendi lise öncesi maceramı anlatarak başlamak istiyorum. Böylelikle biraz sonra okuyacaklarınızı daha iyi anlayabilirsiniz.
İlkokulda oldukça başarılı bir öğrenciydim. Öğretmenlerin 100 verip geçirdiği “başarılı öğrenci” grubuna değil, “kendi çalışmasıyla 100 alıp geçen” öğrenci grubuna dahildim çoğunlukla. Sıkıntı yaşadığım tek ders matematikti, ki 8. sınıfa kadar onda da iyiydim. Ailem sayısal seçeceğimi düşünüyordu ama ben 8. sınıfta İngilizce’ye ısınıp matematikten nefret edince ailemin düşüncesinin tam tersi oldu tabii.
Son senemin başlarında hedefim Kadıköy Anadolu Lisesi idi çünkü adı vardı. O zamanlar seçmek istediğim bölümü, ilerlemek istediğim alanı ve ne iş yapacağımı bilmiyordum. Aklımda sadece Kadıköy Anadolu Lisesi vardı çünkü dediğim gibi adı vardı ve hazırlık okumak da en büyük hayallerim arasındaydı. O sene bazı nedenlerden dolayı sınava çalışmadım (hayır, çalışamadım değil, çalışmadım). Sınavdan çıktıktan sonra “o kadar da kötü geçmedi” dedim ama kimi kandırıyordum ki? Sonuç pek de iç açıcı değildi. Benim dönemime göre çok kötü bir puan değildi çünkü birkaç senenin en zor sınavına girmiştik, ki dershanedeki öğretmenler denemelerden aldığımız puandan aşağı yukarı 20 puan fazla alacağımızı söylerken ben 30 puan daha az almıştım.
Tabii o zamanlar bu kadar Polyanna Ece değilim, hemen meslek liselerine, sağlık meslek liselerine, Kocaeli’deki düşük puanlı liselere bakmaya başladım. Düz liseden bozma Anadolu liselerine girmeyi reddediyordum ve normal Anadolu liselerine girebilme imkanım da %0 falandı. Yol açısından bir sıkıntım yoktu, nerede olursa oraya gidecektim zaten. Tek sorunum denizdi.
Tercih işini annem ele aldı. Girebilme ihtimalimin yüksek olduğu liseleri seçtim ve gerisini anneme bıraktım. Tercihleri yapmadan önceki gün annem şu an okuduğum okulu, Heybeliada Anadolu Lisesi’ni bir komşumuzdan öğrendi ve orayı da tercih listeme ekledi. Tercihi yaptıktan sonraki gün ikinci yabancı dilinin Çince olduğunu öğrendik ve benim sinir krizlerim başladı. İçimden bir ses orayı kazandığımı söylüyordu ki bu tahminimde yanılmadım. İlk 2 yılım her ne kadar cehennem gibi geçse de şu an çok mutluyum ve okulun bitmesini istemiyorum.
Şimdi size vereceğim tavsiyelere geçelim!
Öncelikle puanınız yüzünden ağlamayı sızlamayı kesin. İlk önce size, sonra ailenize ve arkadaşlarınıza zarar verirsiniz. Pozitif düşünün ki pozitif olsun.
Biliyorum, tercihleri yaptınız, ama okul başladıktan sonra değiştirebilirsiniz. Bunu yapan mil-yon-lar-ca insan var.
Tercihlerle ilgili diyebileceğim bir diğer şey ise öncelikle bu sene TEOG’a girecekleri, sonrasında ise üniversite sınavına girecekleri ilgilendiriyor.
Asla, ama asla istemediğiniz okulları yazmayın. Sırf puanı yüksek diye fen liselerini yazmayın mesela. Veya puanınız çok düşük diye sağlık meslek liselerini yazmayın. Her puanı düşük olan kişi meslek liselerini yazıyor diye hemşirelik gibi çok değerli bir meslek öğretmenlik mesleğine olduğu gibi ayaklar altına alınıyor.
Oturun, düşünün. Hangi dersleri seviyorum? Hangi derslerde daha başarılıyım? Hangi dersleri kötü olduğum halde severek dinliyor ve çalışıyorum? Bundan sonra verdiğiniz cevaplar doğrultusunda yapabileceğiniz mesleklere bakın. Hayır, şu mesleği yapmak istiyorum, diye kesin karar verin demiyorum. Sadece seçeneklerinizi gözden geçirin. Zaten büyük bir olasılıkla değişeceklerdir.
Puanınızla istediğiniz okul arasında 50-60 puan varsa zor-la-ma-yın. Büyük bir olasılıkla giremeyeceksiniz. Oldu da girdiniz diyelim. Oradaki insanlar muhtemelen sizden daha çok çalışıyorlar ve bunu kısmen de olsa bir alışkanlık haline getirmişler. Size yazık olur. Yapmayın.
Dil bölümü seçmeyi düşünüyorsanız tercih listenizdeki okulları arayıp veya bizzat gidip sorun. Her okulda açılan bir bölüm değil çünkü sayısal veya eşit ağırlık okuyan öğrenciler dil veya sözel okuyan öğrencilerden daha akıllı, daha değerli, daha zeki, daha mükemmeldir (!)
Eğer deniz fobiniz varsa, Adalar’daki okulları veya herhangi bir deniz taşıtını kullanmak zorunda kalacağınız bir okulu yazmayın derim. Çok, çok, çok zorlanırsınız. Asla alışamazsınız, korkunuzu yenemezsiniz demiyorum. Ama sizi çok etkileyen bir korkuysa yazmayın. 3 senelik tecrübelerime dayanarak şunu diyebilirim ki, denizin ruh hali pek de belli olmuyor.
Bunun dışında okulunuzun yeri size dert olmasın. Alışıyorsunuz. Evinize uzak bir yerde okula gitmenin size yarar mı zarar mı sağlayacağını yine siz belirleyeceksiniz. O 40 dakikalık, 1 saatlik yolu boş boş geçirirsen hiçbir şeye vaktin kalmaz doğal olarak. Çünkü lisede, özellikle 9. ve 10. sınıfta sınav haftalarında işlerinizden arttırdığınız her dakikanın size faydası olacak. Ben 10. sınıfın ilk dönemindeki sınav haftamda 2 gün uykusuz (1 saat bile uyumadım, gerçekten uykusuz) okula gittiğimi, diğer günler ise 3-4 saatlik uykuyla sınavlara girdiğimi hatırlıyorum. Çünkü asi bir ergen olup ödevleri son günlere bırakmıştım ve yetiştirmek için akla karayı seçmiştim. Hoş sonradan tarihler ertelendi ve ben hocaların haberi olmadan onlara küstüm ama konumuz bu değil.
Oh, liseye girdim, şimdi yan gelip yatarım, YOK. Dost acı söyler arkadaşım. He, sen yan gelip yatarsın tabii. Kimse de sana bir şey diyemez. Üniversite sınavına gireceğin zaman da eteklerin tutuşur. YGS’ye (9 ve 10 konuları) çalışmaktan LYS’ye (11 ve 12 konuları) vakit ayıramazsın ki insanlık için küçük ama sizin için büyük bir not: YGS’nin %35’i, LYS’nin %65’i baz alınıyor puanınız hesaplanırken. Bak, gördün mü, sen sınav haftaları da dahil tüm sene boyunca sezon sezon dizi bitirip düzinelerce film izledin ama rakiplerin şu an konu çalışmak yerine test çözüyorlar.
Bunlara başka bir yazımda ayrıntılı bir şekilde değineceğim ama demem o ki lise öyle beklediğiniz gibi bir yer çıkmayacak. Bunu hem iyi hem de kötü anlamda düşünebilirsiniz.
İşin sonunda liseye başladığınızdaki siz ile mezun olduğunuzdaki sizin arasındaki farkı yine ancak siz yaratabilirsiniz. Öğretmenleriniz bu farkta büyük bir yer kaplar tabii ama onların da yapabilecekleri bir yere kadar. Sonuçta siz, sizsiniz. Bu sizin yaşamınız. Annenizin veya babanızın veya komşunuzun veya ilkokul öğretmeninizin değil.
Asi bir ergen olun, kimseyi dinlemeyin demiyorum. Etrafınızdakilerin tecrübelerinden mutlaka yararlanın ama sizinle ilgili kararları yine siz verin. Günün sonunda o verdiğiniz karar yanlış olsa bile sizin yanlışınız olsun. Tecrübeler, bir daha yapılmayacaklar hanesine +1 tecrübe.
Küçük bir not olarak şunu da hemen geçeyim. Asla ama asla arkadaşlarınız o okula gidiyor diye siz de o okula gideceksiniz diye bir kaide yok. Bir mucize olmazsa ilkokul arkadaşlarınızı bir süre sonra görmeyecek, 8 sene aynı sınıfta okuduğunuz insanların soyadlarını bile hatırlamayacaksınız.
Umarım herkes kendisi için en iyi olacak okula gider ve buruşup yaşlı nineler, dedeler olduklarında birbirlerine tekrar tekrar anlatabilecekleri anılar biriktirir.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, esenle kalın.