"Enter"a basıp içeriğe geçin

Favori Kitaplarım||2017

Senenin ilk yarısı üniversite sınavına hazırlanmakla, yaz mevsimi kafamı toplamak ve özel hayatımı yola sokmakla, geri kalan aylar da üniversiteye alışmak ve ayak uydurmakla geçince toplamda sadece 35 kitap okuyabildim. Bu sene kendime 70 kitap okuma hedefi koydum çünkü müstakbel bir edebiyat öğrencisi olarak yapacağım, ve de yapmam gereken en büyük şeylerden birisi bu. Kendime her ay bir şiir kitabı ve her ay bir klasik okuma hedefi de koydum aynı zamanda. Şiir, son birkaç senedir tanışıklığımın olduğu bir tür, biraz daha içine girmek, derinlerine inmek istiyorum. Klasiklere de gereken özeni göstermediğimi, yeterli vakit ayırmadığımı düşünüyorum ve bu yüzden her ay en azından bir klasik okumak biraz daha fikir sahibi olmamı sağlar diye umuyorum.

2017’de okuduğum ve en sevdiğim kitaplara gelecek olursak:
John Boyne, Olduğun Yerde Kal, tudem
Bu kitap hakkındaki düşüncelerimi goodreads’te şu şekilde belirtmişim: “Her şeyin üst üste gelip beni boğduğu bir dönemde okumuş olmam tesadüf olamaz sanırım. Uzun zamandır doğru düzgün kitap okuyamıyor olmama rağmen birkaç saat içinde bitirdim (şu an bu vaktimi test çözerek değerlendirmem gerektiği için vicdan azabı çekiyorum ancak umurumda değil ahahahah) O kadar umut dolu bir kitap ki… Aylardır uğraşıp karşılığını alamadığım hissine kapıldığım şeylerden vazgeçmeyi düşündüğüm şu sıralarda bir ilaç gibi geldi.
‘Dünyanın en iyi nedeni uğruna yapmıştı bunları Alfie. Sevgi uğruna.'”
Çocuk kitabı kategorisinde ancak bu kitabı okuyan her yaş aralığının kitaptan farklı şeyler çıkaracağı kanısındayım. Birinci Dünya Savaşı’nın tahribatını açık bir şekilde görüyoruz. Askerlerin hem fiziksel hem psikolojik olarak gördüğü zararın ne kadar yüksek, ne kadar yıpratıcı ve ne kadar geri dönülmesi zor -imkansız değil, zor- olduğunu okuyoruz, ve bir bakıma savaşan askerlerin aslında ne kadar sıradan ve savaşla hiçbir alakaları olmadıklarını da anlıyoruz. Savaş ve şiddet konularına bu yazıda girmeyi hedeflememekle birlikte fikirlerimi az da olsa anlamışsınızdır diye düşünüyorum.
Kısacası benim çok etkilendiğim ve okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitaptı. Tekrar altını çiziyorum, kitap, “çocuk kitabı” kategorisinde. Okuyacaksanız bunu göz önünde bulundurun.

Ahmed Arif, Leylim Leylim, Türkiye İş Bankası Yayınları
Ahmed Arif’in, Leyla Erbil’e olan aşkına birebir şahit olduğumuz, mektuplardan oluşan bir kitap. Lise edebiyat hocamın derste bahsetmesi üzerine büyük bir istekle alıp okumuştum. Bu eser üzerine pek bir şey söylenemez sanırsam. Yazdığım her kelime yanlış olacak diye bir his var içimde, bu yüzden kitap hakkındaki düşüncelerimi burada kesip en sevdiğim yerlerden birini alıntılayacağım.
“Ne olursa olsun Leylâ bunlar mühim değil artık benim için. Benim için yalnız sen mühimsin. Bana kim ne derse desin hatta bir kıza bu kadar ehemmiyet ve kıymet verdim diye bana kızanlar bile olsa, aldırmayacağım ama sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen Leylâ bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok. Sen Leylâ bana her şeyi, her şeyi unutturabilirsin. Seni, bu muazzam aşka lâyık gördükçe ben, her şeyi yenebilirim Leylâ…
Düşün ki hayatta tek başımayım ve sen istersen hayatımda senden başka hiçbir kimse giremez.”

Andy Weir, Marslı, İthaki
Öncelikle söylemek istediğim şey, bu kitabı tamamıyla anlayacak kadar akıllı ve kültürlü birisi olamadığım için çok üzgünüm. Hayatımın büyük bir bölümünde astronot olma hayaliyle yanıp tutuşan birine göre (kazandığım bölüm edebiyat bu arada, ne kadar ironik) o kadar az terimi anlayabildim ki… İlkokulun son senesinde lisede dil okumaya karar vermekle ne kadar doğru bir tercih yaptığımı bir kez daha anladım. Buradan da yola çıkarak şunu diyebiliriz ki, kitap üstün bir bilimsel dille yazılmıştı. Ne kadarı doğrudur ne kadarı değildir bilmiyorum, araştırmadım da. Ancak zaten takılmamız gereken noktalar bunlar değil. Muazzam bir kurgu, muazzam bir dil (ki burada çevirmenlerin çıkarttığı işi canıgönülden kutluyorum), muazzam bir detaycılık, muazzam bir kurtuluş öyküsü… Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve planlanmıştı. Uzay, matematik ve fizik konularıyla ilgili biraz daha bilgi sahibi olduktan sonra mutlaka tekrar okuyacağım.

Hüseyin Nihal Atsız, Ruh Adam, Ötüken Neşriyat
Edebiyatçıların özel hayatlarında oldukları insanlar, savundukları görüşler, diğer edebiyatçılarla olan siyasi ilişkileri vs. beni hiçbir zaman ilgilendirmedi, ilgilendirmiyor ve ilgilendirmeyecek de. Bu kitabı elimde gören herkes önce garip bir bakış attı ki nedenini hala tam olarak bilmiyorum ve araştırma gereği de duymadım.
Kitap, türünün en iyi örneklerinden birisi kesinlikle. İnsan psikolojisini bu kadar iyi anlatan yazarlar sayılıdır ve şu ana kadar okuduğum psikolojik kitaplar, veya romanların psikolojiyi tasvir eden bölümleri ya mükemmeldi ya da tam bir fiyaskoydu.
Ruh Adam’da çeşitli suçlamalara maruz kalan bir askerin ve edebiyat öğretmeni olan eşinin hayatının bir bölümü anlatılıyor. “Türkler tarafından bulunan ilk Uygur masalıyla başlayıp sağlam bir kurguyla devam eden harika bir eser.” diye bir yorum bırakılmış Goodreads’e, yorumun linkini de buraya bırakıyorum. review
Toparlamak gerekirse, tarih dersinden, siyasetten, askeri konulardan nefret derecesine varacak bir düzeyde hazzetmeyen bir insan olarak gerek 2017 favorilerime gerekse genel favorilerime eklemiş olmam çok şey anlatıyordur herhalde.

Knut Hamsun, Açlık, Yason Yayınları
Son olarak Knut Hamsun’dan Açlık, 2017’nin son favori kitabıydı. Okulumun Sanat Topluluğunun düzenlediği bir okuma etkinliği sayesinde tanıştım ve hayran kaldım. Nasıl anlatacağımı da bilemiyorum şu an, çünkü şaheser kelimesi bile Açlık’ı anlatmak içine eksik kalıyor gibi hissediyorum.
Beni derinden sarstı, orada olduğunu bilmediğim duyguları uyandırdı, bakış açımı genişletti ve birçok şeyi sorgulamamı sağladı. Ana karakterin yazar oluşu, aklına gelenleri yazarkenki ruh halinin betimlenişi, açlığın insanlara neler yaşatabileceği… Hepsi muazzam bir kalemle yazılmıştı. Yazarın diğer kitaplarını da en yakın zamanda okumak istiyorum.
Varlık Yayınlarından da çıkmış ayrıca ancak benim gittiğim sahafta Yason Yayınlarınınki vardı. Bu yayın evinin adını daha önce hiç duymamış olmamla birlikte çevirisinde ve düzeltiminde en ufak bir sorun, bir hata yoktu bana kalırsa.