Sınav Senem, Dil-1 (2016-2017)

Çalışmak için çok geç kalmış sayılır mıyım?
Hayır. 11. sınıfta çalışmaya başlayıp mezuna kalanı da gördüm (mezuna kalmak kötü bir şey değildir yanlış anlaşılmasın), YGS’ye üç ay kala çalışmaya başlayıp istediği okulda istediği bölüme gireni de. Her şey sizde başlayıp sizde bitiyor. “Geç kaldım” düşüncesi ile kendinizi salarsanız hiçbir şey yapamazsınız. Nerede olursanız olun başlayın. İstediğiniz bölümlerin hangi puan türüne göre öğrenci alımı yaptığını öğrenin, ve yüzdesi en fazla olan dersleri, sonrasında bu derslerde hangi konularda eksiğiniz olduğunu, hangi konuların uzun ve zor olduğunu belirleyin ve kendinize GERÇEKÇİ bir program hazırlayarak çalışmaya başlayın. Her gün 10 saat ders çalışıp minimum verim almaktansa 4 saat çalışıp her bir dakikasını verimli ve dolu dolu geçirmek daha mantıklı gözüküyor gibi.

Çalışma tekniğin neydi?
Buranın biraz önemli olduğunu düşündüğümden uzun uzun yazdım. Umarım sıkılmazsınız.

-Ben üniversite sınavında en önemli olayın süreklilik olduğunu düşünüyorum. Gün içinde ne yaşamış olursanız olun eve geldiğinizde o masaya yarım saatliğine de olsa oturmanız gerekiyor. Bir gün çalışmayıp ertesi gün programınızı ağırlaştırmanın hiçbir faydası yok inanın. Ben bunu anlayana kadar biraz süre geçmesi gerekti tabii ancak anladıktan sonra çalıştığım saatlerden daha çok verim aldığımı anladım. Kısacası o gün okuldan geldikten sonra kendimde, bir program hazırlayıp ona göre çalışacak gücü bulamadıysam kendimi zorlamadım. Ya paragraf sorularımı çözdüm, ya o gün derste işlediklerimizi tekrar ettim, ya kelime defterimi okudum, ya da basit gördüğüm konularda bir, en fazla iki test çözdüm. Ama o gün o masaya oturdum.
-Sakin ve dingin bir şekilde ders çalışmak çok önemli. Hoşlandığınız çocuk yüzünden moraliniz bozulabilir, sınav notunuz, deneme netiniz veya testlerdeki yanlışlarınız sizi aşağı çekebilir, ama her seferinde neden başladığınızı hatırlayın. Ben az önce saydığım şeylerin hepsini yaşadım, ama hiçbirinin beni yolumdan alıkoymasına izin vermedim. Gerçekçi ve idealist bir insan olmanın katkısı sanırım. Hep “O çocuk için üzülüyorum ama ben onun aklına geliyor muyum ki?” diye düşünüp kendime geldim. Baylar ve bayanlar, o üniversitenin kapısından içeri adımınızı attığınızdan itibaren geçen süre içerisinde o insan bir daha aklınıza gelmeyecek. Sizi yepyeni bir hayat bekliyor, bu yüzden kimsenin sizi derbeder etmesine izin vermeyin. Derslerle ilgili konularda ise daha dirayetli olmanız gerekiyor. Ben ilk LYS denememde 60-65 arası bir net çıkartmıştım ve sınava aylar olmasına rağmen moralim eksilere düşmüştü. Çevremdeki tüm insanlar (arkadaşlarım ve bir hocam dışında) bu netin kötü olduğunu ve istediğim yere bu netle giremeyeceğimi söyledi. İNSANLAR KONUŞUR. En iyi yaptığımız şey bu çünkü. Kimseye kulak asmayın. Bir yerden sonra hocalarınızı bile dinlemeyin çünkü sizi sizden iyi tanıyan kimse yok. Hele ebeveynlerinizin dediklerini dinlemenizi hiç tavsiye etmem çünkü genellikle konuya çok uzak oluyorlar ve dedikleri şeyler biraz alakasız (?) oluyor. Netleriniz, çalıştığınız halde yükselmiyorsa bilmediğiniz konulara çalışmıyorsunuzdur, veya soru çözme tekniğiniz yanlıştır, veya konu çalışmaya ağırlık verip konuyu pekiştirmek için test çözmüyorsunuzdur. O iç ve dış kuvvetler konusunu istediğiniz kadar hatmedin, soru çözmediğiniz sürece o sorular yanlış çıkacak.
-Zor konulardan kaçmayın. Benim yaptığım belki de en büyük hata buydu. Coğrafyanın en baba konusu iç ve dış kuvvetlerden, tarihten, MATEMATİKTEN hep kaçtım. Sonunda kalbimi kıran tek ders matematik oldu ama suçlanacak birisi varsa o da yine benim. Coğrafyanın sözel konularını çalışırken hayat çok güzel, ancak iş biraz daha ezber ve mantık isteyen konulara geldiğinde koşarak kaçasım geliyordu. Kaçmayın, üstüne gidin. Asıl o konulara çalışmak insana bir zevk veriyor (çok ineksi bir cümleydi…). Matematiğe gelince de, her bölümün yapması gereken bir ders bence, aynı Türkçe gibi. Sözel veya dilciyseniz, ve yüksek sıralamalı bir bölüm istiyorsanız matematik sizin için zorunlu diyebilirim. Kimse sizden 20-25 net beklemiyor ama emin olun o netleri yapmamanız için ortada hiçbir neden yok. Sınavın zeka ölçmediğini söylemiştim. Matematik, bizler için yıllardır en büyük tabulardan birisi. Ama bu tabuyu yıkmanın vakti geldi. Zor konuları olduğu gibi herkesin yapabileceği düzeyde konuları da mevcut, ve konuları çalışıp bol bol soru çözdükçe derse ısınıyorsunuz. Ben son seneme kadar kendisinden nefret ederdim. Ancak son sene özel ders alarak matematiğe ısındım, ki burada matematik hocamın da katkısı çok çok büyük. Kendisi dünyanın en kafa dengi insanlarındandır, ben biraz yabani olduğumdan dolayı fazla bir şey paylaşamadık ama istediğim yeri kazanmamda etkisi büyüktür.
-Gerçekçi olun. Ben eeen başından beri iki okul ve iki bölüm, beelki üç bölüm istiyordum. Sıralamalara göre yazmam gerekirse Boğaziçi Dilbilim, Boğaziçi İngiliz Dili ve Edebiyatı (belki adlı seçeneğimiz bu), ve Galatasaray Fransız Dili ve Edebiyatı. Girebilmemin mümkün olduğu tek yer Galatasaray’dı, aradaki 400-500 kişilik farklar dil bölümünde insanı zorlayan farklar. Özellikle “derece” ve “mükemmel” adı altında değerlendirebileceğimiz sıralamalarda bu böyle. Ben de baktım ki YGS’de şahane bir sonuç elde edemeyeceğim, Boğaziçi’ni kafadan eledim. Gerçekçi tek hedefim Galatasaray’dı, ancak iki bölümü de çok istiyordum. Şu an bile Dilbilim, kalbimde kalan en büyük ukdelerden birisi, hatta direkt en büyüğüdür. Demem o ki, gerçekçi olduğunuz ve ona göre çalıştığınız sürece başaramayacağınız şey yok.
-Geçen sene yapılan en büyük hata, LYS’ye YGS’den sonra başlamaktı. İstediği yerleri kazananlar bu hataya düşmemiş olanlardır bence. İki sınava da gereken önemi vermek ve ikisini de aynı anda götürmek sizin faydanıza. Gerçi yeni sistemde sınavların arasında birkaç ay yok, bu sizin yararınıza mı zararınıza mı bilemem ama her durumu avantaja çevirmek sizin elinizde. Hayıflanarak, şikayet ederek, kafanızı böyle şeylerle gereksiz yere meşgul edip moralinizi ve motivasyonunuzu aşağı çekerek hiçbir yere varamazsınız. Bırakın, insanlar konuşsun, şikayet etsin. Siz dersinizi çalışın. Konular aynı, sorulabilecek sorular aynı, e o zaman? Sınav sistemi sadece sizin için değişmiyor. Haziran’da o sınava herkes ilk defa girecek, o sistemi herkes ilk defa görecek. Kimsenin üstün olduğu bir taraf yok, mezunlar dışında. Mezunlar, sınav stresini yaşamış ve hatalarının farkında olan insanlar, ancak olaya pozitif yönden bakmak gerekirse (ki sınav senesinde biraz pollyannacılık oynamaktan zarar gelmez) onlar da bu sistemle ilk kez karşılaşacaklar.
Ben 75 binden 2.1 bine çektim. En yakın arkadaşlarımdan birisi 190 binden 17 bine çekti. (Sırasıyla Dil-1 ve Dil-3) Bunu başarabilmemizin en büyük nedeni iki sınavın derslerine de aynı anda ve aynı önemi vererek çalıştık, ki arkadaşım YGS’ye üç ay kala çalışmaya başlamıştı. Dilciyseniz size bu konuda verebileceğim en büyük tavsiye, ilk dönem gramer konularını en baştan alarak tekrar edin ve bunun yanında basit diyebileceğimiz kelimelerin ezberini yapın. İlk dönemin sonu-ikinci dönemin başına doğru ise konuların ve kelimelerin zorluk seviyelerini arttırın. Her gün çözdüğünüz Türkçe paragraf sorularının yanına en az 20 İngilizce paragraf koyun. Paragraf çözmeyi sonraya bırakırsanız hepsini birden halletmeniz imkansız. Böyle yazınca her şey çok fazla geliyor olabilir, ancak maalesef ki bazı şeylerden fedakarlık yapmanız gerekecek. Planlı ve programlı çalıştığınızda ise bu fedakarlıkları yapmanıza gerek bile kalmayabilir. Yolunuz uzun, vaktiniz var, hiçbir şey için geç kalmış değilsiniz.

Günde ne kadar çalışıyordun?
Aslında bu süre her gün değişiyordu. Genelde okulda sürekli soru çözüyordum. Dinlediğim birkaç ders vardı, onun dışında hocalar derste soru çözmemize izin veriyordu. 8 dersin 8’inde de soru çözmüyordum tabii ki de ancak dinleneceksem ya kitap okuyordum ya da öğle aralarında uyuyor veya arkadaşlarımla takılıyordum. Çalıştığım süre değil, aldığım verim önemliydi sonuçta.

Sınava kadar ortalama kaç kelime öğrenmek gerekir?
Bu konuda bilgi verecek düzeyde yetkili bir insan değilim, ancak bana göre bu sizin İngilizce seviyenize ve hedeflediğiniz nete göre değişir. Kesin bir sayı vermek yerine öğrenebildiğiniz kadar çok kelime öğrenin demek istiyorum. Çünkü 2017 LYS İngilizce’de de gördüğümüz üzere aardvark adlı hayvanlar, şarapçı sinekler, hava koşulları yüzünden Amerika sınırına yerleşen Kanadalılar ve su akıntıları gibi kültürel paragraflarımız ve birbirinden bağımsız kelimelerimiz mevcut.

Gramer mi yoksa kelime ağırlıklı mı çalışmalıyım?
İkisi de aynı derecede önemli. Özellikle çeviri sorularında her ikisi de aşırı önemli çünkü şıkları istediğiniz kadar eleyin, o kelimeyi bilmiyorsan tam çevirisini yapamıyorsun, veya passive konusunu oturtmadıysan “şimdi bunun farkı ne ki” diye durup kağıtla bakışıyorsun. İkisine de aynı önemi vererek çalışın, ancak gramer konuları bitse de kelime ezberi bitmiyor, bu yüzden kelimeye nispeten daha çok vakit ayırabilirsiniz.

Kaç günde bir deneme çözmem gerekir?
Yolun en başındaysanız haftada bir, ortalarındaysanız haftada iki-üç, sonlara yaklaştıysanız neredeyse her gün deneme çözmeniz gerekir. Hatta sınav yaklaştıkça soru çözmek yerine deneme çözüp denemedeki yanlışlarınıza göre konu çalışın ve o konunun testlerini çözün.

Günde ortalama kaç soru çözüyordun?
Günde çözdüğümüz soru sayısının aslında hiçbir önemi olmadığını anladığım vakitten sonra hiç saymadım. Saydığım vakitleri de çok hatırlamıyorum dürüst olmak gerekirse. Önemli olan yapamadığınız veya kendinizi kısmen eksik gördüğünüz konularda soru çözmek.
İnsanlar günde 300 edebiyat, 100 matematik, 200 ingilizce çözüyor olabilirler ancak bu sizin moralinizi bozmamalı. Her insanın beyni farklı çalışıyor. Bu yüzden çözdüğü soru sayısı, bir konuyu anlaması için çözmesi gereken soru sayısı, çözdüğü sorulardan aldığı verim, vs, hepsi değişiyor. Siz kendi yolunuza odaklanın. Bu konuda etrafınıza at gözlüğü takarak bakın. Birisi gelip size “Günde şu kadar soru çözüyorum yaaa” diyip hayıflanıyorsa “Bana ne” demesini, “Sen günde kaç soru çözüyorsun?” diye soruyorsa “Sana ne” demesini bilin, öğrenin.

Matematik/Fen çalıştın mı?
Fen derslerinden sadece Kimya’ya vakit ayırdım ancak YGS’de üç dersten de soru çözdüm. Matematik de çalıştım elbette ancak tam anlamıyla değil. Sürekli kaçtım ve yaptığım en büyük hata bu oldu. Matematikten kaçmayın, onu sevin, o zaman o da sizi sever.

YGS ve LYS’de kaç bine girdin?
Yerleştirme puanımla birlikte:
YGS 3: 73479
YGS 4: 60968
LYS, DİL 1: 2189
LYS, DİL 2: 2601
LYS, DİL 3: 3993

Her dersten kaç net yaptın?
YGS
Türkçe: 32,50 Sosyal: 31,75 Matematik: 7,75 Fen: 8,25
LYS
İngilizce: 72,50

Herkes yapabilir mi? Yeteneğe çok bağlı mı?
Neyin yeteneği? Sabırla ve azimle çalışma yeteneğiyse, evet yeteneğe bağlı. Dersi anlama kabiliyetiyse, hayır yeteneğe bağlı değil. Yapamamanız için hiçbir neden yok. Önünüzde hiçbir engel yok, sizden başka.

Ne tür zorluklarla karşılaştın? Üstesinden nasıl geldin?
Ailevi sorunlardan tutun da okul yönetimine kadar bir sürü sorunla karşılaştım. Destek aldığım, güç bulduğum çok şey vardı bu yüzden spesifik olarak bir tanesine “en büyük motivasyon kaynağım” sıfatını veremeyeceğim. Ama her şey benimle başladı ve benimle bitti. Sorunlarınızı rafa kaldırmayı öğrenin. Ölüm kalım meselesi değilse o konu hakkında sonra düşünün, ne kaybedersiniz?
Sınıf arkadaşlarınız veya çok yakın dostlarınız sizden habersiz buluşabilir, eğlenebilir, sizi çağırmayabilirler. Sonrasında size sundukları bahane de “E çağırıyoruz ama hiç gelmiyorsun ki” olabilir. TAKMAYIN! Siz kendi kendinize de eğlenebilir, kafa dağıtabilirsiniz. Eğer sırf her çağırdıklarında gitmediniz diye sizi artık çağırmıyorlarsa, ve böyle bir bahaneyi haklı bir sebepmiş gibi gösterebiliyorlarsa bırakın çağırmasınlar. Yalnızlıktan korkmayın, hatta yalnızlık sizin en büyük dostunuz, destekçiniz olsun. Bu zorlu dönem hayatınızdan birçok insanı çıkartabilir, ama bundan mutluluk duyun çünkü düştüğünüzde yanınızda olmayan insanların yükseldiğinizde hayatınızda kalmaya hakları yok.
Aile içindeki problemleriniz konusunda diyebileceğim çok şey var, ancak buraya yazmam ve size bu konuda tavsiye vermem doğru olur mu emin değilim. Hedefinize odaklanın ve yolunuzda önünüze çıkan zararlı otları kesip atın, arkanıza bakmayın. Aile için de geçerli bu. Hayat sizin, bir kere geliyoruz, istediğimiz şeyleri yapmamız için elimizde olan süre kısıtlı. Sizin doktor olmanızı istiyor olabilirler ancak siz belki kandan korkuyorsunuz? Veya bu kadar büyük bir sorumluluğu üstlenmek istemiyorsunuz? Sizler, ailenizin kuklası değilsiniz. Çok istiyorlarsa kendileri doktor olsunlar. Kendi istediğiniz şeyler doğrultusunda kendi yolunuzu çizin. Sonunda yanlış karar vermiş olduğunuzu anlasanız bile bırakın o yanlış sizin yanlışınız olsun.
Aşık olduğunuz çocuk/kız, bir sene sonra gerçekten aklınızdan geçmeyecek. Size bunun garantisini verebilirim. Özellikle kızlar, bırakın o istediğini yapsın, siz okuyun, çalışın, kazanın. Bu devirde bizim gözümüzün yaşına bakılmıyor, ki bakılmasın da zaten, ihtiyacımız yok. Ama bu ihtiyacı duyabiliriz, böyle bir duruma düşebiliriz. Düşmemek için çalışın. 5 sene sonra ne halde olacağımız belli değil. Aynı işi yaptıkları halde sırf kadın diye erkek iş arkadaşından daha düşük maaş alan insanların örneklerini görüyoruz, veya aynı oyuncağın pembe versiyonunun mavi versiyonundan daha pahalı olduğunu da, bu örnekleri çoğaltabilirim, ama siz zaten biliyorsunuz. Bu yüzden çalışın, “ADAM” olun kızlar, “adamlık” çok önemli bir olay. Çalışın, okuyun, iş sahibi olun, para kazanın, ancak o zaman “adam” olup hak ettiğiniz statüye erişebilirsiniz.

Son olarak, ben eğitim koçu veya danışman değilim. 18 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Bu da benim sınav senemin ayrıntıya girilmemiş bir özeti, ve yaptığım hatalardan çıkardığım dersler doğrultusunda sınav öğrencilerine verebileceğim içten tavsiyeler. Sorunuz olursa buraya yorum bırakmak yerine sosyal medyadan veya mail’den ulaşabilirsiniz.

ecegedik13@gmail.com
sosyal medyada da adım ve soyadımla aratırsanız mutlaka karşınıza çıkarım. iyi günler, ve başarılar!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir