Ütopya

İlkokul 4. sınıfta, her güne astronot olma hayaliyle uyanan bir kızken hayalini kurduğum dünya bu değildi.
Hayalini kurduğum dünyada sevgi vardı, kardeşlik vardı, dostluk vardı. En önemlisi, saygı vardı. Fakat büyüdüm. Aradan yıllar geçti, lise 4. sınıfa giden, her güne yazar olma hayaliyle uyanan bir kız oldum ve hayalini kurduğum dünya, benim ütopyam haline geldi.
Dünyanın nasıl bir yer olduğunu, her geçen gün neye dönüştüğünü, o günleri yaşarken anlamadım, bunların farkına varamadım ama şimdi dönüp arkama baktığımda, gerçeği çok net bir şekilde görebiliyorum. Distopya kitaplarından fırlamış bir hayatın içinde kendi kurmuş olduğu ütopyasında yaşayan bir kızdım. Yıllardan sonra değişmeyen şeylerden birisi de bu sanırım. Hala dünyanın bu kadar acımasız, bu kadar zalim, bu kadar kötü insanlarla dolu olduğunu kabul etmiyorum. Hala kendi kurduğum bir dünyada yaşıyorum.
Bilmiyorum, anlamıyorum, idrak edemiyorum. Bu açgözlülük, bu çekememezlik, bu kendini üstün görme neden? Neden sadece bir dakikalığına durup düşünmüyoruz ve şu an sahip olduğumuz her şeyin gelip geçici olduğunu, asıl önemli olanın saygı, sevgi, hoşgörü olduğunu anlayamıyoruz? Neden hep daha fazlasını istiyoruz? Neden hep daha fazla para, daha fazla ev, daha fazla araba, daha fazla kıyafet, daha fazla toprak, daha fazla petrol istiyoruz? Neden hep daha fazlasına sahip olmak için nefret ettiğimiz işlerde sevmediğimiz kişilerle birlikte çalışıyoruz? Neden daha fazlası için paramızı, ve böylece zamanımızı harcıyoruz?
Neden, neden zamanın hiç durmadan aktığını ve akmaya devam edeceğini, durduğunda ise her şeyin çok geç olacağını 2 kilogramlık beyinlerimiz algılayamıyor?
Paranın kölesi olmuşuz, para tarafından yönlendiriliyoruz ve para, sudan daha önemli hale geldi. “Neden?” diye sormaktan başka bir şey gelmiyor elimden.
Neden para olan mesleğe yönlendiriliyoruz? Neden sevdiğimiz işi yapamıyoruz? Neden hayatımızın sonuna kadar nefret ederek yapacağımız bir mesleği edinmek için 1 sene yarış atı gibi çalışıp, en az 4 sene eşek gibi okul okuyoruz ve hayatımızın en güzel senelerini sırf 5 kuruş para için heba ediyoruz?
Az parayla mütevazi ve huzurlu bir hayat yaşamak varken bu açgözlülük neden? Anlayamıyorum.
Anlamak da istemiyorum aslına bakarsanız.
Bazı şeylerin farkına daha bu yaşımda varmış olmanın mutluluğu ve huzuruyla, istediğim okul ve istediğim meslek için uyanıyorum her yeni güne.
Elimdekilerin kıymetini bilmeye ve daha fazlasını istememeye çalışıyorum. Toplumun dayatmalarına gözümü kapatıp, hayatıma öyle devam ediyorum. Kim ne der, diye düşünmek yerine istediğim her şeyi yapıyor, istediğim her şeyi söylüyorum ve belki o kadar param yok ama mutluyum ve bana göre en önemli şey de bu olduğu için çok güzel bir hayat sürüyorum.
“O elinden düşürmediğin kitapları okuyabilmen için de paraya ihtiyacın var, bilmem farkında mısın?” diyenlere gülüp geçiyorum artık çünkü onlar bilmiyorlar, anlamıyorlar.
Huzur diyordum, basit şeylerle mutlu olmayı bilirsek geri kalanın ne önemi var? Ha Adidas’tan eşofman almışsın, ha pazardan. iPhone’un olmuş, olmamış, ne fark eder? Zaten bence tek iyi yani kamerası, ki bunun da bir önemi yok artık çünkü insanlar kendi hafızaları ve kendi keyifleri için değil, popüler olmak için fotoğraf çekiyorlar.
Giden gelmiyor, elinizde kalanlar sadece yaşanmışlıkların verdiği mutluluk ve bölük pörçük hatıralar oluyor. Birlikte yapmak istediğiniz şeyler, yaptıklarınızdan daha fazla oluyor ve dediğim gibi, giden gidiyor. Bir daha sesini duyamıyorsunuz, elini tutamıyor, sarılamıyor, kokusunu içinize çekemiyor, size bağırışlarını, azarlamalarını bile özlüyorsunuz. Böyle şeylerin değerini o insan hayattayken bilemiyorsunuz çünkü sesini duyuyorsunuz, elini tutuyor, sarılıyor, kokusunu içinize çekiyorsunuz ve size her gün bağırıyor, sizi azarlıyor.
Sırf daha fazla para için, asıl önemli olan şeylere, anılar biriktirmeye ve sevginizi göstermeye vakit ayırmıyorsunuz çünkü para her şeydir, değil mi?
Parayla her şeyi satın alabilirsiniz, değil mi?
Alamıyorsunuz işte. Fiziksel olan hayati ihtiyaçlarınızı karşılıyorsunuz karşılamasına ama bunun duygusal, ve yokluğunda daha tahrip edici olan yanlarını düşünmüyorsunuz.
O kıyafeti almasan da olur mesela, dolabını açsan onun yerine giyebileceğin birçok şey bulabilirsin.
Ama o an, sadece bir kez yaşanıyor. Düne dönemiyoruz, yarına da gidemiyoruz. Sadece “şu an” var, ötesi berisi yok. O anı yaşamak zorundasın. O sevgiyi hissetmek, o kokuyu içine çekmek zorundasın çünkü satın alamayacağın, ve geçtiğinde bir daha asla geri getiremeyeceğin, sahip olamayacağın yegane şeyler bunlar.
Sevginin ne kadar güzel ve ne kadar büyük bir duygu olduğunu anlayamıyoruz. A kişisini seven B kişisiyle dalga geçiyoruz mesela. O zavallı A kişisi de dalga geçiyor. “Zavallı” diyorum çünkü benim kitabımda sevginin değerini bilmeyen herkes zavallıdır. Birisini seven, parası olmayan, her gün aynı şeyleri giymek zorunda kalan kişiler değildir zavallı olanlar; A kişileridir.
Konudan konuya atlıyorum, dünya o kadar kötü bir yer ve benim beynim söylemek istediklerimle o kadar dolu ki…
Sevgi diyorum, saygı diyorum her şeyden önce, mutluluk diyorum, huzur diyorum. Kendi benliğimizi kaybetmeden, paranın kölesi olmadan yaşadığımız bir dünya istiyorum ama sadece istemekle kalıyor, 4. sınıfta kurduğum ütopyamın içinde yaşamaya ve yazmaya devam ediyorum.

Ütopya” için bir yorum

  1. Bir gün gelip de tüm”bunları” dayatanların,imrendirenlerin,renkli sunanların uyanmaları dileğimle.Eline,aklına sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir