Zihnimin Uçurum Kenarı

Kelimelerimi bir düzene sokamıyorum. Bu yönüyle hayatıma çok benziyorlar.
Bir şeyler yapıyorum, evet, ama hangisini gerçekten kendim için yapıyorum?
Bilmiyorum.
Kelimelerim, bir araya gelmemeye ant içmişçesine, zihnimin uçurum kenarlarında dans ederek benimle adeta dalga geçiyorlar. Uzanıp yakalasam, düşerim. Kendi hallerine bırakmak ise beni daha çok yaralar.
Yazmak da öldürüyor insanı, yazmamak da.
Yazdıkça kendini tüketiyor insan. Yazmasa, düşünceleri kalbinde ve beyninde birikiyor… birikiyor… birikiyor… Koskocaman bir çığ olup boğuyor insanı, ama öldürmüyor. Süründürüyor.
İstiklal Caddesi’nde yürüyorum ama yapayalnızım. Böyle bir şey mümkün mü?
Mümkünmüş.
Çevremdeki insanlar,
maskelerini teker teker çıkartıyorlar,
veya maskelerini teker teker giyiyorlar,
hiçbirisi gerçek değil.
Kime, neye inanacağımı bilmiyorum. Kendi aklımdan bile şüphe ediyorum.
Dedim ya, İstiklal’de yapayalnız yürüyorum.
Kendimi ifade etmekte zorluk çekiyorum. Kelimelerim benimle dalga geçiyor. Uzanıp yakalasam da sonu aynı, yakalamasam da.
Ne yapmalı insan? Tüm değer yargılarından, inançlarından vazgeçip boş ama dingin bir yaşam mı sürmeli?
Her anı koşuşturma içinde geçen, dolu dolu ama hızlı bir yaşam mı?
Bilmiyorum. Düşüncelerimi de toparlayamıyorum. Tıpkı sözcüklerim gibi.
Kendimi soyutladıkça insanlar beni tutup çıkartıyorlar o çukurdan. Göz önünde bulundukça da o çukura geri itiyorlar.
Kendi hayatımın iplerini, kendi ellerimle teslim ediyorum insanlara. Alın, diyorum. Alın, ben kendi hayatımdan bir şey çıkartamadım, belki siz yaparsınız.
Sonra pişman olup geri istiyorum o ipleri ama insanoğluyuz işte, sahip olduğumuz şeyleri geri vermek istemiyoruz.
Peki, diyorum o zaman. Zaten ben de yorulmuştum kendimi kontrol etmekten. Kendi hayatımın oynandığı bir tiyatroda seyirci olmak istiyorum. Belki düşüncelerimi, kelimelerimi o zaman toparlayabilirim.
Ama dedim ya! Benimle dalga geçiyorlar!
İplerimi teslim ettiğim insanlar, beni zihnimin uçurum kenarlarına getirip, sallandırıyorlar. Sonra, en beklemediğim anda bırakıyorlar o ipleri. Tutunacak bir dal arıyorum düşerken, bulamıyorum…
Düşüyorum…
Düşüyorum…
Ve yine düşüyorum…
Etrafımdaki her şey birbirine giriyor. Hiçbir cismi seçemiyorum.
Korkuyorum, ama huzur doluyum.
Boş insan olmak böyle hissettiriyormuş, diyorum içimden.
Sonra yine düşüyorum…
Ayaklarım yere bastığı zaman, kendimi bambaşka bir dünyada buluyorum.
Kelimelerim, düşüncelerim…
Hiçbiri beni yalnız bırakmamış ben düşerken.
Bir araya gelmeleri için düşmem lazımmış demek ki, diyorum.
Hayatımın iplerini, kalemimin ele alması için bazı şeyler yaşanmalıymış.
Düşmeliymiş insan, yaralanmalıymış.
Düşmeliymiş, boşluğa düşmeli, iplerini teslim ettiği insanlar tarafından düşürülmeliymiş bu boşluğa.
Ayaklarım yere bastığı an, fark ediyorum ki, ben, ben olmuşum artık.
Çevremdeki insanların maskeleri beni rahatsız etmiyor, çünkü artık o maskelerin içlerini görebiliyorum. En derin arzularını, en büyük günahlarını, en yasak isteklerini… Hepsini görebiliyorum. Çünkü beni artık kalemim yönlendiriyor.
Sonra yine İstiklal’de buluyorum kendimi. Yine yalnızım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir